Ünal ÇuLcu: Gencin Süsü Güzel AhLaktır...

Bu ateş azıcık bizi de yaksa, Esir mi olurdu Mescid'i Aksa?<

Kategorilerim

Son Yazılarım

Son Yorumlar

Bağlantılarım

Kutlu Doğum Özel - Yetim kız

» kutlu doğum - yetim kız videosu

18/4/2009 | Kategori: KlipLer | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

Sıkıysa sevmeyin çocukları

Okul basıp 16 kişiyi öldürdükten sonra kıstırıldığı markette can veren 17 yaşındaki Tim’in evinde 16 silah bulunmuş.

Teoman’ın “17” şarkısını hatırlar mısınız: “Mektupları şişedeyken/bir de bakmış deniz yokmuş./Tek başına dans ederken/mutsuzluktan sarhoşmuş.”

Mutsuzluk sarhoşu muydu Tim? Yoksa batı uygarlığının alnında, görmezden gelinmiş bir sivilce miydi?

O batı uygarlığı ki Gazze’de, Irak’ta ya da Bosna’da kırılan çocukları fazla umursamamış...

Onun yerine savaş tanrılarına silah satmış. Afrikalı çocuk askerlerin ellerine tutuştursunlar diye.

Doğu Avrupa’nın fukara çocuklarını fahişeliğe zorlamış beş yıldızlı otellerde.

Güneydoğu Asya’daki kız çocuklarıyla yatmak isteyenlere turlar düzenlemiş.

Bugün okullarında akan kana akıl erdiremeyen yine aynı batı uygarlığı.

***


Evet, çocukları sevip korumamız, üzerlerine titrememiz lazım. Ama sırf duygusal nedenlerle değil.

Kendimizi korumak için korumalıyız çocukları.

Onları sevmeliyiz çünkü ebediyen çocuk kalmayacaklar.

Ruhunu sakatladığımız her çocuk yakın gelecekte birer yetişkine dönüşecek.

Üç beş sene sonra çoğunun bileği bizimkinden güçlü olacak. İstedikleri silahı kullanabilecekler.

Böyle insanlarla yaşamaya hazır mıyız?

***


Sevilip korunmuş olsaydı, 17 yaşındaki Tim ölüm makinesine dönüşmezdi belki...

Ne diyor Teoman “17” şarkısında: “Oyundan kalkmak isterken/kâğıtlar dağıtılmış/Bu hava boşluğunda/artık her şey satılıkmış./Trafikte akmayan hep onun şeridiyken,/Söylediği son şarkı/’Elveda Zalim Dünya’ymış.”

Madem vicdanımız çocuklarımızı sevmeye yetmiyor, o zaman alın size bir neden daha: Çocukları sevelim, yarın bir okul baskınında kurşun yememek için.


Tuna Kiremitçi Vatan Gazetesi

13/3/2009 | Kategori: GunceL | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

Numan Kurtulmuşa ONE MİNUTE Sorusu

Saadet Partisi genel Başkanı Numan Kurtulmuş Kanal D'de yayınlalan Abbas güçlü ile genç Bakış programında soruları yanıtladı

12/03/2009

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Abbas Güçlü'nün Kanal D'de sunduğu Genç Bakış programına katılarak gençlerin sorularını cevapladı. Bir öğrencinin, "Davos'ta siz olsaydınız 'One Minute' yerine ne derdiniz?" sorusuna, Kurtulmuş şöyle cevap verdi: “Davos’tan yirmi üç gün önce başladı Gazze borbardımanları. Biz olsaydık Davos’ta o toplantıya gitmezdik zira biz o güne kadar İsrail ile tüm ilişkilerimizi dondururduk. Biz bunu bir insanlık meselesi olarak görüyoruz. Biz Filistin’de ölen bir müslümanı Rachel Corrie’den farklı görmüyoruz. İsrail 1967’den beri 98 BM kararları görmüş ama hiçbirini uygulamamış. İsrail’in bu saldırganlığı ancak siyasi bir irade ve ısrarın ortaya konulmasıdır. Saldırılar durana kadar büyükelçimiz geri çekilmeliydi. Türkiye bu kararlığı gösterseydi işgal yirmi üç gün sürmez İsrail bu saldırılarını devam ettiremezdi.” BİZ “ONE MINUTE” DEMEZ “DURUN BİR DAKİKA!” DERİZ

 

 

 

Psikoloji bölümünde okuyan bir bayan öğrencinin “Siz orada olsaydınız ‘One Minute’ der miydiniz? Yoksa ‘Davos benim için bitmiştir’ deyip meydanı terk mi ederdiniz, nelere ‘one minute’ diyeceksiniz?” sorusuna Kurtulmuş’un cevabı: "Öncelikle teşekkür ederim. Bir kere biz ‘one minute’ değil Türkçe “Durun Bir Dakika!” deriz. Kime “Durun Bir Dakika!” deriz. • Türkiye’nin üslerini kullanarak ortadoğu’ya 131 Bin sorti yapan ABD’nin ve NATO’nun uçaklarına “Durun bir Dakika” deriz. • Türkiye’nin halkını yoksullaştıran, işsizleştiren IMF’nin memurlarına “Durun bir dakika! Çıkın şu kapıdan dışarı” deriz. • Biz kime “Durun Bir Dakika!” deriz. Türkiye’yi yıllardır AB’nin terbiye salonlarında eline ev ödevleri verip, yap şu ev ödevlerini diyen AB komiserlerine “Durun Bir Dakika!” deriz. Bunları yapmazsak da yemin ediyorum ki bir saniye bile siyasetin içinde durmayız!"

Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

Sen Yoksun Diye!

Sen Yoksun Diye!
İnsan, seninle anlam kazandı; seninle manasına kavuştu, varlık. Sen yoksun diye, yüzler gülmüyor; tahammül sınırını aştı hayat. Yokluğunu fırsat bilenler, kan gölüne çevirdiler dünyayı. Kuzey, güneyi eziyor; kara bulutlar çöküyor, semadan tüm evrene…

08/03/2009

Müjdecim!


İnsan, seninle anlam kazandı; seninle manasına kavuştu, varlık. Sen yoksun diye, yüzler gülmüyor; tahammül sınırını aştı hayat. Yokluğunu fırsat bilenler, kan gölüne çevirdiler dünyayı. Kuzey, güneyi eziyor; kara bulutlar çöküyor, semadan tüm evrene


Yaradan"ın üstünlük ölçüsü "takva" iken, "ne mutlu" ırklar türedi. İlahlık yarışına girenin biri, diğerine: “Sana, benden gayri özgürlük veren olmaz; benim istediğim kadar hürsün; ya sev, ya terk et!” inkarın daniskasıydı.


Yokluğunda sahte liderler dolaşıyor, sağda solda; “Kurtuluş bende!” diyor, her biri. Halklarını atıyorlar gayyaya bilerek, isteyerek. İzmler çöplüğüne döndü, dünya! İnsanı insan yapan değerler pazara düştü; dosta kurşun, düşmana gül.
“Küçük olsun, benim olsun!” diyen hasisler, "değerlerin iktidarı"nın değil, şahısların zaferinin peşinde; bu yüzden bir arpa boyu yol alamadık, senelerce. Tutulan yol hak olsaydı, çokluğuna rağmen zelil olur muydu, seni sevenler!

Kurtarıcım!


Coğrafyam kan ağlıyor; sen, üç binlik gücünle, Mute"de, çağın abd"sini devirdin; biz, kaç kat fazlayken yenik düştük haçlıya; "Zalimlere meyletmeyin; size ateş dokunur!" yüce emrini unuttuk; itibar aradık, Teksaslı Büyük Şeytan"ın sofrasında, tarihi kanla yazılmış Beyaz Reis"in masasında.
Ali'nin yasını tutan milyonlar,akıp giderken Kerbela"ya; coninin refakatinde (!), hangi menzile koştular? Sen olsaydın, toprağına, Kızılderili soykırımcısı necis ayaklar değer miydi?
Senin yurdunda, kız çocukları, toprak olmaktan kurtuldular; Ömer, seninle öğrendi adaleti, şefkati. “Diri diri gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!”
Hazro"nun belediye reisi, kan davasından canını zor atıyor, odasına; hani sen, kaldırmıştın tüm ilkellikleri; mesaj yerine ulaşmadı mı yoksa! Yaradan"ın şaşmaz terazisi: ”Bir millete olan kininiz, sizi, o millet hakkında adaletsizliğe sevketmesin!” iken, çıldırmış olmalı, eli silah tutan!
Suçların şahsiliğini sen getirdin; ama, dedesinin ihanetini torunlarından soran, yeryüzünün en ilkel düşüncesi, vatanımı elli ikiye böldü; sınır ötesi operasyona değil, "gönül ötesi operasyon"a susadı dünya! İnsana, sınır mı konurdu?


Efendim!


Selamı sen getirdin; "barış olsun" diye; lakin, zenginin ajandasında, orta direğin telefonu niye yok! Niye, bir milyonun Frenk kurşunuyla can verdiği Ruanda"ya, dünya sağır kesildi?
Gazze; Mekke"ye, Istanbul"a, Karaçi"ye, Sumatra"ya… ne kadar uzakmış meğer! Bunca telefon direği varken, neden sesi duyulmuyor; Kabil"in, Açe"nin, Grozni"nin…
Seni, benden kopardılar, ben de oyuna geldim; renklerimiz, ırklarımız, dillerimiz... Yaradan"dan, "tanışalım" lütfu iken; şimdilerde, "bana hakaret etme; tek, ne istersen vereyim" kanunu çıkıyor; meğer ne kadar da zayıfmışız! Muteber işler yapardık, bir zamanlar; fethe çıkardık dünyayı; korunmaya ihtiyacı mı vardı ismimizin! Gör, bak; kapıları açtık mı sonuna kadar, gönlümüz mazluma geniş, zalime dar!


Peygamberim!


Sen yoksun diye, yüz binlerin yuvası tarumar oldu; hani, sosyal devletti, yok yok yanıldım; "madem düştün buraya; öde, pek kutsal olan (!) vergilendirilmiş kazancını" diye, kadının hayatını kararttığı yetmiyormuş gibi…
Kapısına, "görev şuuru içinde (!)" vatan evladını dikmiş ki, soysuz tabelanın altında, kimse hır gür çıkarmasın; maaşı da "ırz" parasındanmış meğer! Anne, "cennet, ayakları altında olan"dı; çift anahtarla kapısını gizlice açıp, "gündüzünü saklayan" değil!
Her köşe başını, gayet resmi tefeciler tutmuş; bir bankanın yakasından kurtulan, diğerine yapışıyormuş; denize düşen….!
“Şeytanın pisliklerinden bir murdar!” iktidarın övünç kaynağıymış meğer! Ne kadar da gelişmişiz, bir bu kadar kravatlı gangster varken!
Çalış, daha çok çalış; kredi puanın eksiden artıya dönsün; bak, sokaktan, emekli parasını yeni çekmiş biri geçiyor. Abd aşkına sana yatırsın da alın terini, ödensin artık, şu dış borç faizi (!)
Artık çağ atladık; falcılık, varoşların sanatı değil; milyoner, bir o kadar da çağdaş kuşakların itibarı oldu, Çankaya sırtlarında. Yüzlercesi, "enayinin parası" deyip kaptı kaçtı oynuyor, hayal iklimlerinde.


Sana uymayan ölçü!


Sen yoksun diye, emeğin, alın terinin, göz nurunun yerini, "bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul" aldı; "daha üzerimize güneş doğmadı" nesli uzak değil!
Yirmi sene evvelinin bereketli akşamları yok artık! Yerini, sabahçı kahveleri aldı; oysa zaman, öldürülecek bir şey değil, kazanılacak bir şeydi! “Beş şey gelmeden önce, beş şeyin kıymetini bilin; dar vakitten önce bol zamanın…”
Sen, Nur otuz bir için, hainleri sürüp çıkardın Medine"den; biz, bu kadar milyon kadın, erkek; ….krasi oyunundan bekledik, iffet imtihanını!
Meğer tuhaf bir delilik haliymiş bizimkisi; komutandan ter akmadan, askerden kan akar mıymış! Mekke"de, senin askerin, açlıktan taş bağlamışsa karnına, senin karnında iki taş! “Onda sizin için güzel bir örnek vardır!”
Mazlumuz dedik; mağduruz dedik; zillet halini seçtik kısaca; mağdur fethe çıkamazdı, bilemedik; daha yürek ülkesini fethetmeden, nereye koşacaktık; başsız, nefessiz!
Senin çobanların vardı; her biri ruh ikliminde birer lider! "Dağdaki çobanla eşit miymiş!" Olamazdı ki! Çobanın Rabbi, ona tefekkür nimeti vermiş; çağın zavallısına da uzak bir hasret düşmüş, insanlıktan!


Hayat olsa teperim!


Hayat dediğin nedir ki, gün olur geçer; sana kavuşmaksa bir ömre bedel! Sen bir yana, dünya bir yana; sevginle nice asırlara!


TARIK SEZAİ KARATEPE

8/3/2009 | Kategori: dini | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

CHP’nin fes açılımı

Önümüzdeki günlerde İstanbul’da CHP’nin fes açılımı yapacağını söylediler. Eskiden olsa şaka diye gülerdim ama artık şaka mı ciddi mi bilemiyorum.

***


Kaç gündür basında “Erdoğan niye Kılıçdaroğlu’na yükleniyor?” sorusu sorulmakta.

Kimi korktu diyor, kimi İstanbul’un rantından söz ediyor.

Oysa bu strateji, yedi yıldır sürdürülenle aynı.

Yani oyları konsolide etmek, iki partili bir sistemin varlığını sürdürmek, araya kimseyi sokmamak.

2002 seçimlerinden beri Türkiye’de

bu sistem uygulanıyor.

Erdoğan’la Baykal’ın bir öğleden sonra gizlice buluşup, baş başa konuştukları Beylerbeyi zirvesinde karar altına alınan temel politika budur.

İki partinin egemenliği.

“Sen laik oyların patronu ol, ben öteki kesimin. Araya kimseyi sokmayalım. Böylece götürelim” kararı.

Biliyorsunuz, son yazdığım tahmin değil bilgidir.

Dikkat edin her seçimden önce, Erdoğan çıkıp laiklerin kanını tepesine sıçratacak sözler söyler: CHP’ye dönerek “sizin kökünüz çürük!” der. Başka bir seçimde yurdu demir ağlarla örme projesinin fiyaskosundan bahseder.

Baykal da çıkıp AKP’lileri kızdıracak

bir iki laf eder.

Ve böylece palamut sürüleri hop diye iki ayrı yöne akmaya başlar.

Nüanslar kaybolur.

Şimdi de oynanan oyun aynı.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyuyor ki muhalif oylar onun çevresinde toplansın, Saadet Partisi’nin adayına falan kaymasın.

Çünkü Kılıçdaroğlu’na gidecek oylar AKP’den gitmeyecek. Onlar zaten muhalif.

Ama Mehmet Bekâroğlu’na giden her oy kendi canını yakacak.

Erdoğan’la Baykal yedi yıldır bu oyunu başarıyla yürütüyorlar. Dikkat ederseniz araya başka parti de sokmuyorlar. İstanbul, Ankara yerel seçimleri de CHP mi AKP mi çizgisinde ilerliyor.

Diğer partilerin patinaj yaptığı nokta burası.

***


Eskiden köy kahvelerine DP’li ve CHP’li siyasetçiler gider ve birbirlerine hakaret ederlermiş.

Heyecanlanan halk da taraf tutmaya başlar, birbiriyle dövüşür ve oyunu bu iki partiden birine verirmiş.

İki aday daha sonra şehre gider, masa başında halkla kafa bulurlarmış.

Şu anda da değişen bir şey yok.

İki genel başkanın gizli anlaşması, halk kitlelerini örsle çekiç arasına sıkıştırmaya devam ediyor.

Zülfü Livaneli

9/2/2009 | Kategori: makaleler | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

Helal olsun Başbakanımıza!

Neden mi helal olsun? Hemen arz edeyim; Değil Washington gazetecisi kim olursa olsun, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nın omuzuna “Sus” diye bastıramaz, kesinlikle hiçbir şekilde dokunamaz!

Moderatör “bir ülkenin başbakanının” sözünü, “cevap hakkını kullanırken”, hele verilmesi gereken süre bile dolmadan asla kesemez!

Bir ülkenin cumhurbaşkanı, hangi ülke olursa olsun Türkiye’yi temsil eden Başbakan’a “bağıramaz, yüksek sesle suratına dönüp azarlayamaz!”

Yaparsa ne olur! İşte böyle olur! Her “onurlu” insan, “her dik duran devlet adamının” yapacağı gibi “cevabını alır!”

Başbakan Erdoğan da “yapması gerekeni” yapmış ve “haddini aşanlara” gerekli cevabı vermiştir!

Sevgili dostlar, işin bir de başka bir yönü var; Bu bir “dönüştür! Bu bir ” kalkıştır! Yılların “ezilmişliğine isyan etmek isteyen” Türk halkı için “sıkıştığı yerden yeni bir çıkış fırsatı” yani Türk tarihine göre yeni bir “Ergenekon’dur!”

Evet yanlış okumadınız; Erdoğan, uzun yıllardır yaşadığımız “sıkışmışlığa” karşı, isteyerek veya değil “ilk baltayı” vurmuş ve yeni bir “Ergenekon” başlamıştır!

***


Özellikle “monşerler” neden bu tavra neden itiraz ettiler, acımasızca eleştirdiler?

Türkiye’de; basında, bürokraside, Dışişleri’nde, siyasette yerleşmiş ve “dünya görüşleri” Türkiye’nin “kendilerinin her anlamda daha yakın oldukları” ABD, AB ve İsrail’e taviz vermesi üzerine kurulmuş “tipler” var! İşte bu arkadaşlar “bu olay sonrası” televizyonları doldurdular ve “onlara göre bir uyanışı-bir çıkışı tetikleyebilecek” bu hareketi kıyasıya eleştirdiler.

Sonuç: Erdoğan’ın bu tepkiyi ağırlıklı olarak “dini motiflerle” verdiğini, “din kardeşlerimize” yapılanlara karşı duyduğu kültürel tepkiyi ortaya koyduğunu biliyorum. Ama şu da bir gerçek “kökeni ne olursa” olsun, ortada “çok ciddi bir zincirleme uyanışı” tetikleyecek bir hareket var ve “liboş-monşer” takımı üstüne yatmadan bu “temeli” kullanalım... Bu bir fırsattır!

***


Erdoğan’a “Helal olsun” AMA!

Diyeceksiniz ki; bu “ama” ne demek?

Çok açık; tepkisini ortaya koydu “Helal olsun” dedik, umutlandık! Ama bir de gerçek var; aynı tepkiyi bizi göz göre göre bölen-Kıbrıs’ı elimizden alan AB’ye, askerlerimizin başına çuval geçiren ABD’ye, ordumuza silah çeken Barzani’ye ve bu ülkeye “maddi-manevi” silah çeken herkese karşı göstermeli!

Evet, Sayın Başbakan; bekliyoruz! Türk olduğumuz için bize yapılanlara, burası Türkiye olduğu için atılan karşı adımlara da din kardeşlerimizi öldürenlere verdiğiniz aynı “sert ve tavizsiz” tepkiyi bekliyoruz!

Türkiye olarak Türk ve İslam dünyasının “lideriyiz.” Jeostratejik konumumuz ve tarihsel bağlarımız sebebiyle Ortadoğu ve Orta Asya’nın “iktidar merkeziyiz!”

Bunu asla ıskalamayalım ve bu “kalkış” bu ülke için bir fırsat olsun!

2/2/2009 | Kategori: GunceL | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

Bahçeli: Başbakan'ın Gösterdiği tepki haklı, meşru ve yerinde

Erdoğan'a destek
'Gösterdiği tepki haklı, meşru ve yerinde'

ANKA


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta gösterdiği tepkinin, tartışılsa bile haklı, meşru ve yerinde olduğunu bildirdi.

Bahçeli, yazılı açıklamasında, Davos’taki panelde, oturum yöneticisi ile İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen bulunan Başbakan Erdoğan’a hitaben, üslup ve yaklaşımlarının, milletin asla kabul edemeyeceği bir küstahlık örneği oluşturduğunu belirtti.

Bahçeli, “Tartışma esnasında taşıdığı sorumluluk ve makama yönelik olarak aşağılayıcı ve nezaketsiz tavırlara maruz kalan Başbakan Erdoğan’ın aziz milletimiz adına gösterdiğini düşündüğümüz tepkileri, yöntemleri tartışılsa bile haklı, meşru ve yerindedir” dedi. Başbakan Erdoğan’ın paneli terk ettikten sonraki basın toplantısında, “Tepkisinin panel yöneticisine yönelik olduğunu, kimsenin hedef saptırmaması gerektiğini, İsrail Cumhurbaşkanı’na, İsrail halkına ve Musevilere karşı bir tepki ve tavır olmadığını açıklama telaşı içine girdiğini” öne süren Bahçeli, “Bu telaş gösterilen tepkileri zayıflatmış ve kafaları karıştırmıştır” dedi.

-"CİDDİ SONUÇLARI OLUR"–

Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın özellikle İsrail politikalarına ve İsrail Cumhurbaşkanı’na yönelik doğrudan itham ve eleştirilerinin, bundan sonra Türkiye-İsrail arasında yeni bir ilişkiler sürecinin başlatılmasını gerektirecek kadar önemli ve ciddi sonuçlar doğuracağını savundu. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin onurunu korumak için gösterdiğini belirttiği tavır ve tepkinin, toplantıyı terk etmekle sınırlı, anlık ve geçici bir hareket olarak kalmamasını isteyen Bahçeli, “Teslimiyetçi siyasi geçmişinde rastlanmayan bir hassasiyetle; mazlum Filistinliler’in haklarının savunulmasında gösterdiği tutumun, dik durmaya devam edeceğine dair sözlerinin ve akabinde Atatürk’ün mücadelesine atıfta bulunmasının, Başbakanın şahsında olumlu bir değişim ve dönüşüm sürecini yaşadığına dair iyimser bir işaret olması temennimizdir” dedi.

-"SIRA DİĞER KONULARDA"-

Bahçeli, milli bir duruş göstermek için sıranın; terörle mücadele ve Türkmenlere sahip çıkılması konusunda Barzani; soykırım iddialarına karşı Ermenistan; Kıbrıs Türklüğünün mücadelesinde Rum Yönetimi ve Yunanistan; taviz ve dayatma listelerine karşı Avrupa Birliği; bölgesel tehdit ve zorlamalar için ise ABD ile olan ilişkilere geldiğini savundu. Başbakan Erdoğan’ın önündeki gerçek haysiyet sınavının bundan sonraki süreçte belli olacağını anlatan Bahçeli, “Başbakan ve hükümeti bu aşamada, ya Türkiye’nin milli tezlerini; baskı, dayatma, taviz ve hakaretlere maruz bırakmadan ısrarla savunarak yeni bir sayfa açacaktır. Ya da Davos’ta gösterilen duruş, şuurlu bir tepkinin ve samimi bir sorumluluğun eseri olmaktan çıkacak, anlık bir öfkenin gelip geçici esintisi olarak teslimiyet devam edecektir. Bundan sonraki gelişmeler bu gerçekler ışığında takip edilmeli ve Başbakan’ın samimiyeti sorgulanmalıdır” dedi.

31/1/2009 | Kategori: Haberler | Yorum (0) | | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>