30/8/2009 · Kategori: GunceL

“Güçlü Millet, Güçlü Devlet”

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 87'nci yıldönümünü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Kurtulmuş, Zafer Bayramı'nı büyük bir gurur ve coşkuyla kutladıklarını kaydederek, "Bizlere özgür bir ülke ve aydınlık bir gelecek bırakabilmek için canlarını veren bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum" dedi.  "30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, vatan söz konusu olduğunda milletimizin ortaya koyabileceği cesaret, fedakarlık ve kahramanlığın en son örneğidir" diyen Saadet Lideri, ülkemizi işgal ederek parçalamak isteyenlere bu büyük zaferle gereken dersin verildiğini söyledi.

  • “Güçlü Millet, Güçlü Devlet” -

Kurtulmuş, "Milletimiz hangi şart altında olursa olsun hiçbir esaret ve dayatmaya boyun eğmeyeceğini bir kez daha bütün dünyaya ilan etmiştir. Hiç şüphe yok ki; bu tarihi zaferlerde en büyük gücümüz topumuz-tüfeğimiz değil,  birlik ve beraberliğimiz oldu. Çanakkale'de, Dumlupınar'da dedelerimiz aynı vatan, aynı bayrak, aynı ideal, aynı istikbal için can verdi. Türk'ü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Alevisi, Sünnisi el ele, omuz omuza aynı siperde şehit düştü. Şimdi bize düşen görev bu kardeşliği daha ileriye götürmektir" diye konuştu.  Kurtulmuş son olarak şunları kaydetti: "Herkesin adaletten, refahtan ve özgürlüklerden eşit şekilde yararlandığı Yeniden Büyük Türkiye'yi kurmaktır. Güçlü Millet -Güçlü Devlet olmaktır. Önümüzde tarihi bir fırsat var; 25 yıldır aramıza sokulan terör fitnesine son verebilir, binlerce şehide,  yüz milyarlarca dolar kayba neden olan bu kirli oyunu bozabiliriz. Bunun için ihtiyacımız olan şey; İyi niyet, feraset ve kararlılıktır. Barış ve Kardeşlik için Gönüllü Birlikteliği güçlendirecek siyasi iradeyi ortaya koymaktır.

İktidar ve muhalefet partileri bu kirli oyunun bilincinde olmalı, üslup ve tavırlarını buna göre belirlemelidir. Böylesi bir dönemde bağırarak, gererek, "ben sana küstüm" diyerek bir sonuç alamayız. Herkes iyi niyetle eteğindeki taşı dökmeli ve çözüm önerilerini ortaya koymalıdır.  Ancak böyle yaparsak, 30 Ağustos Zaferi'nin bugüne taşıdığı yüksek ruh ve manaya uygun hareket etmiş oluruz.  Herkes bilmelidir ki; büyük milletimiz bu topraklarda barış, huzur ve esenlik içinde, küresel emperyalizme boyun eğmeden, kıyamete kadar özgür ve kardeşçe yaşayacaktır. Büyük Zafer'in 87. yılında milletimizin 30 Ağustos Zafer bayramını kutluyor,  Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere bu vatan için mücadele veren bütün kahramanları rahmet, şükran ve minnetle anıyorum"

Gül'den Zafer Bayramı mesajı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajında ''Bu öyle büyük bir zaferdir ki; asırlardır hür yaşayan bir milletin haykırışıdır. Birlik ve beraberliğimizin önünde hiçbir gücün duramayacağının ispatıdır. Bağımsız ve müstakil olarak sonsuza kadar bir arada yaşama irademizin en önemli kilometre taşıdır'' dedi. 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımlayan Gül, 30 Ağustos zaferinin dünya tarihinin sayfalarına altın harflerle yazıldığını belirtti.

TBMM Başkanı Şahin

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ise, yayımladığı mesajda ''Milletimizin bağımsızlığı uğruna kazanılan bu büyük zaferlerden ilham alarak, demokrasimizi güçlendirmek, özgürlüklerimizi geliştirmek ve ülkemizi çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaştırmak hepimizin ortak sorumluluğudur'' dedi. Şahin, mesajında, vatan topraklarının kurtuluşunu ve bağımsızlığını müjdeleyen 30 Ağustos Zaferi'nin 87. yıl dönümünün Türk milleti tarafından büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandığını belirtti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

13/3/2009 · Kategori: GunceL

Sıkıysa sevmeyin çocukları

Okul basıp 16 kişiyi öldürdükten sonra kıstırıldığı markette can veren 17 yaşındaki Tim’in evinde 16 silah bulunmuş.

Teoman’ın “17” şarkısını hatırlar mısınız: “Mektupları şişedeyken/bir de bakmış deniz yokmuş./Tek başına dans ederken/mutsuzluktan sarhoşmuş.”

Mutsuzluk sarhoşu muydu Tim? Yoksa batı uygarlığının alnında, görmezden gelinmiş bir sivilce miydi?

O batı uygarlığı ki Gazze’de, Irak’ta ya da Bosna’da kırılan çocukları fazla umursamamış...

Onun yerine savaş tanrılarına silah satmış. Afrikalı çocuk askerlerin ellerine tutuştursunlar diye.

Doğu Avrupa’nın fukara çocuklarını fahişeliğe zorlamış beş yıldızlı otellerde.

Güneydoğu Asya’daki kız çocuklarıyla yatmak isteyenlere turlar düzenlemiş.

Bugün okullarında akan kana akıl erdiremeyen yine aynı batı uygarlığı.

***


Evet, çocukları sevip korumamız, üzerlerine titrememiz lazım. Ama sırf duygusal nedenlerle değil.

Kendimizi korumak için korumalıyız çocukları.

Onları sevmeliyiz çünkü ebediyen çocuk kalmayacaklar.

Ruhunu sakatladığımız her çocuk yakın gelecekte birer yetişkine dönüşecek.

Üç beş sene sonra çoğunun bileği bizimkinden güçlü olacak. İstedikleri silahı kullanabilecekler.

Böyle insanlarla yaşamaya hazır mıyız?

***


Sevilip korunmuş olsaydı, 17 yaşındaki Tim ölüm makinesine dönüşmezdi belki...

Ne diyor Teoman “17” şarkısında: “Oyundan kalkmak isterken/kâğıtlar dağıtılmış/Bu hava boşluğunda/artık her şey satılıkmış./Trafikte akmayan hep onun şeridiyken,/Söylediği son şarkı/’Elveda Zalim Dünya’ymış.”

Madem vicdanımız çocuklarımızı sevmeye yetmiyor, o zaman alın size bir neden daha: Çocukları sevelim, yarın bir okul baskınında kurşun yememek için.


Tuna Kiremitçi Vatan Gazetesi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/2/2009 · Kategori: GunceL

Helal olsun Başbakanımıza!

Neden mi helal olsun? Hemen arz edeyim; Değil Washington gazetecisi kim olursa olsun, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nın omuzuna “Sus” diye bastıramaz, kesinlikle hiçbir şekilde dokunamaz!

Moderatör “bir ülkenin başbakanının” sözünü, “cevap hakkını kullanırken”, hele verilmesi gereken süre bile dolmadan asla kesemez!

Bir ülkenin cumhurbaşkanı, hangi ülke olursa olsun Türkiye’yi temsil eden Başbakan’a “bağıramaz, yüksek sesle suratına dönüp azarlayamaz!”

Yaparsa ne olur! İşte böyle olur! Her “onurlu” insan, “her dik duran devlet adamının” yapacağı gibi “cevabını alır!”

Başbakan Erdoğan da “yapması gerekeni” yapmış ve “haddini aşanlara” gerekli cevabı vermiştir!

Sevgili dostlar, işin bir de başka bir yönü var; Bu bir “dönüştür! Bu bir ” kalkıştır! Yılların “ezilmişliğine isyan etmek isteyen” Türk halkı için “sıkıştığı yerden yeni bir çıkış fırsatı” yani Türk tarihine göre yeni bir “Ergenekon’dur!”

Evet yanlış okumadınız; Erdoğan, uzun yıllardır yaşadığımız “sıkışmışlığa” karşı, isteyerek veya değil “ilk baltayı” vurmuş ve yeni bir “Ergenekon” başlamıştır!

***


Özellikle “monşerler” neden bu tavra neden itiraz ettiler, acımasızca eleştirdiler?

Türkiye’de; basında, bürokraside, Dışişleri’nde, siyasette yerleşmiş ve “dünya görüşleri” Türkiye’nin “kendilerinin her anlamda daha yakın oldukları” ABD, AB ve İsrail’e taviz vermesi üzerine kurulmuş “tipler” var! İşte bu arkadaşlar “bu olay sonrası” televizyonları doldurdular ve “onlara göre bir uyanışı-bir çıkışı tetikleyebilecek” bu hareketi kıyasıya eleştirdiler.

Sonuç: Erdoğan’ın bu tepkiyi ağırlıklı olarak “dini motiflerle” verdiğini, “din kardeşlerimize” yapılanlara karşı duyduğu kültürel tepkiyi ortaya koyduğunu biliyorum. Ama şu da bir gerçek “kökeni ne olursa” olsun, ortada “çok ciddi bir zincirleme uyanışı” tetikleyecek bir hareket var ve “liboş-monşer” takımı üstüne yatmadan bu “temeli” kullanalım... Bu bir fırsattır!

***


Erdoğan’a “Helal olsun” AMA!

Diyeceksiniz ki; bu “ama” ne demek?

Çok açık; tepkisini ortaya koydu “Helal olsun” dedik, umutlandık! Ama bir de gerçek var; aynı tepkiyi bizi göz göre göre bölen-Kıbrıs’ı elimizden alan AB’ye, askerlerimizin başına çuval geçiren ABD’ye, ordumuza silah çeken Barzani’ye ve bu ülkeye “maddi-manevi” silah çeken herkese karşı göstermeli!

Evet, Sayın Başbakan; bekliyoruz! Türk olduğumuz için bize yapılanlara, burası Türkiye olduğu için atılan karşı adımlara da din kardeşlerimizi öldürenlere verdiğiniz aynı “sert ve tavizsiz” tepkiyi bekliyoruz!

Türkiye olarak Türk ve İslam dünyasının “lideriyiz.” Jeostratejik konumumuz ve tarihsel bağlarımız sebebiyle Ortadoğu ve Orta Asya’nın “iktidar merkeziyiz!”

Bunu asla ıskalamayalım ve bu “kalkış” bu ülke için bir fırsat olsun!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

31/1/2009 · Kategori: GunceL

7 yıldır ilk doğru işini yaptı!

7 yıldır ilk doğru işini yaptı!
 
 
İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in açıklamalarını protesto eden ve ve oturum başkanının kendisine kısıtlı söz verdiğini söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Benim için Davos bitmiştir. Bir daha katılmayacağım" dedi ve oturumu terk etti. Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından söz alan Perez'in kendisini azarlar şekilde hitabına çok kızdı. Perez'in uzun konuşmasında gerçeklere tamamen zıt bilgileri son derece soğukkanlı bir anlatması oturumu daha da gerdi

30/01/2009

İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in açıklamalarını protesto eden ve ve oturum başkanının kendisine kısıtlı söz verdiğini söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Benim için Davos bitmiştir. Bir daha katılmayacağım" dedi ve oturumu terk etti. Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından söz alan Perez'in kendisini azarlar şekilde hitabına çok kızdı. Perez'in uzun konuşmasında gerçeklere tamamen zıt bilgileri son derece soğukkanlı bir anlatması oturumu daha da gerdi.
 
Perez'in bu konuşmasının ardından söz alan Erdoğan, kendisine 12 dakika süre verildiğini söylerek başladığı konuşmasında sürekli kendisine dönerek yüksek sesle konuşmasına tepki gösterdi. Erdoğan, "Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Çünkü bunun nedeni suçluluk psikolojisidir" dedi. "Zulme alkış tutanları da kınıyorum" diyen Erdoğan, sürekli kendisine müdahale eden oturum yöneticisinin tavrının ardından, "Benim için Davos bitmiştir, bundan sonra da Davos'a gelmem" dedi.
Yine geri atım atmamalı
Başbakan Erdoğan, tekerlekli sandalye mahkumu Şeyh Ahmet Yasin'in sabah namazı çıkışı İsrail tarafından füzeyle vurulmasının ardından da oldukça sert çıkış yapmış, İsrail için "soykırım yapıyor" ifadesini kullanmıştı. Ancak Başbakan Erdoğan daha sonra geri adım atmış ve ifadelerini yumuşatmıştı. Başbakan Erdoğan, ilk yumuşamasını panelin hemen ardından gerçekleştirdi. Davos toplantılarının ev sahibi Dünya Ekonomik Formu Başkanı Klaus Schwab ile hemen bir basın toplantısı yapan Erdoğan, toplantıyı terk etmesinin oturumu yöneten moderatöre olduğunu ifade ederek, "Bundan sonra Davos'a katılmayı Sayın Schwab ile değerlendireceğiz" dedi.
DAVOS
İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in açıklamalarını protesto eden ve ve oturum başkanının kendisine kısıtlı söz verdiğini söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Benim için Davos bitmiştir" dedi ve oturumu terk etti.
Başbakan Erdoğan, oturumun son konuşmacısı Peres'in ''sert'' sözlerinin ardından, oturum yöneticisinden, İngilizce konuşarak ''bir dakika'' süre istedi.
Panel yöneticisinin söz hakkı vermek istememesine karşılık, Erdoğan, Perez'e dönerek, şöyle konuştu:
''Sesin çok yüksek çıkıyor. Benden yaşlısın biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.
Ülkenizde başbakanlık yapmış 2 kişinin bana çok önemli lafları vardır. Filistin'e, tankların üstünde girdiği zaman, 'kendimi bir başka mutlu addediyorum' diyen başbakanlarınız var. Tankların üzerine çıkıp da 'Filistin'e girince mutlu oluyorum' diyen başbakanlarınız var. Ve bana sayılar veriyorsunuz. İsimini de veririm, belki merak edenleriniz vardır.''
Peres'in konuşmasının salonda alkışlanmasıyla ilgili olarak da Erdoğan, ''Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Peki çocukları öldürenleri kalkıp da alkışlamak öyle zannediyorum ki insanlık suçudur'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın, ''Sadece size, iki söz söyleyeceğim...'' sözleri üzerine, oturum yöneticisi, araya girdi.
Erdoğan, ''sözümü kesmeyin'' diyerek, ''Tevrat'ın 6. maddesi der ki 'öldürmeyeceksin. Burada öldürme var. Bu da çok enteresan'' diyerek sözlerini sürdürdü.
Biri Oxford Üniversitesinde profesör iki İsrail vatandaşının, İsrail'i eleştiren açıklamalarını da elindeki notlardan okuyan Başbakan Erdoğan, oturum yöneticisine de dönerek, ''Sana da çok teşekkür ediyorum. Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha Davos'a gelmem. Siz konuşturmuyorsunuz. 25 dakika konuştu, 12 dakika konuştum. Olmaz.'' dedi.
Başbakan Erdoğan, daha sonra salondan ayrıldı.
"BM binaları bile vuruldu"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail saldırılarında Birleşmiş Milletler'in binalarının da vurulduğunu ifade ederek, "İnsanlık bunu seyretti ancak aynı insanlık Gürcistan'ı böyle izlemedi" dedi. Erdoğan; Ortadoğu barışının, dünya barışı demek olduğunu belirterek, barış için İsrail'in Hamas ile masaya oturması gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu toplantıları çerçevesinde "Gazze" konulu oturumda bir konuşma yaptı. İsrail-Filistin barışı için Türk hükümetinin aracı olarak önemli bir görev üstlendiğini söyleyen Erdoğan, 'barış süreci için neler yapmalıyız' sorusunun sorulması gerektiğini belirterek, "Ne yapılması gerektiğine dair, ne yapılacağından önce durum tespiti yapılmalı. Ben tespite 40 yıl önceden başlamıyorum. Haziran 2008 sürecine baktığımızda sözlü ateşkes ortada ve bu süreçte herhangi bir sıkıntı yoktu. 6 aylık bu sözlü anlaşma bitince roket atışı vesaire olmadı. İsrail ambargo, ablukayı kaldırmadı ama. Gazze, Filistin adeta açık bir hapishanedir. 1 sandık domates sokmak isteseniz İsrail'den izin almalısınız. Ben bir başbakan olarak yarım saat eşimle birlikte kapıda bekletildim. Bunu neyle izah edeceğiz" diye konuştu.
Olayın başka boyutları da olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, "Madem bu füzeler atıldı, herhangi bir ölüm var mı? Yanıt Olmert'ten; 'Hayır, yok'.
Bu 6 ay sonunda 28 Gazzeli, Filistinli öldürüldü. Hastanelerde elektrik yok" dedi.
Gazze insanlık dramı
Anti-semitizmi insanlık suçu olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, İslamafobia'yı da insanlık suçu olarak gören bir başbakan olduğunu söyledi ve olaya insanlık açısından bakılması gereketiğini, bu açıdan bakıldığında Gazze'de İsrail saldırıları nedeniyle bir insanlık dramı yaşandığını bildirdi. Başbakan Erdoğan, barış için acilen Gazze'ye açılan kapıların açılması ve bölgeye insani yardımların ulaşması gerektiğini belirtti.
Türkiye'de İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile yaptığı görüşmeleri hatırlatan Erdoğan, "Sayın Olmert'e şunu söyledim; 'şu anda Hamas'ın elinde esir bulunan askeri kurtarabiliriz'. 'Reform ve Değişim Partisi Filistin'de seçimleri kazandı. Meclis başkanı, bakanları, milletvekilleri sizin elinizde esir. Abbas'a gösterdiğiniz jesti gösterin ve bunları serbest bırakın'. 'Biz bunları serbest bırakırsak, Abbas kriz geçirir' dedi Olmert. 'Çocukları bırakın peki' dedik. Çocuk, kadın bin 200'ü aşkın sivil öldürüldü. 5 bini aşkın yaralı var. Orantısız güç kullanıldı. İsrail'in sahip olduğu silahların zerresi Filistin'de var mı? Biliyorum ki yok. Birleşmiş Milletler'in binaları bile vuruldu. İnsanlık seyretti ancak aynı insanlık Gürcistan'ı böyle izlemedi. Ban-Ki Moon'un söylediği rakamlarla durum düzelmez. Alt yapı, üst yapı mahvoldu. Gazze'de sadece Hamas bulunmuyor ki, sivil halk da oturuyor. Ve şimdi İsrail tek taraflı ateşkes ilan etti. Ablukaların kaldırılması, İsrail bunu yapacak mı? Eğer Cenevre Sözleşmesi'ni kabul ediyorsak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul ediyorsak önce bu kapıların açılması lazım. Diğer adım silah girmesin. Tünellerin ucu Mısır ise, Mısır üstüne düşeni yapsın ve sokmasın silah. Bir başka konu o da uzlaşma; El Fetih-Hamas arasındaki süreci hızlandırmak. Olmert'e dedim. Tek taraflı davranıyorsunuz, sadece El Fetih'i alıyorsunuz; Hamas da var ve bu seçim kazanmış bir parti. Birleşmiş Milletler umarım ağırlığını koyar ya da Obama kimsesizlerin kimi olsun, sessizliğin sesi olsun" diye konuştu.
Sürecin yeniden ele alınması gerektiğini belirten Erdoğan, İsrail'in seçimi kazanmış olan Hamas ile mutlaka masaya oturması gerektiğini de kaydederek, "Yoksa bu danışıklı dövüş devam eder. Türkiye'ye görev düşüyorsa, ne gerekiyorsa yaparız. Dünya barışı için Ortadoğu barışı şart" dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını katılımcılara teşekkür ederek bitirdi.
Daha sonra konuşan İsrail Cumhurbaşkanı ise soğuk kanlı yalanlar dizisinden oluşan konuşmasında mağdur olanın kendileri olduğunu iddia eden konuşmasıyla oturumda sinirleri gerdi. Başbakan Erdoğan da bu konuşmanın ardından söz alarak tepkisini gösterdi.

 

kaynak:Milli Gazete

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/1/2009 · Kategori: GunceL

İsrail, lanetlenmiş bir ülke olarak tarihe geçecek...

Hasan Cemal, Milliyet'deki 'İnsanın yüreğini parçalayan İsrail saldırılarıyla güvenlik ve barışı unutun!' başlıklı yazısında Gazze'nin ve Filistin'in gerçeklerini aktarıyor:

Gazze Valisi Muhammed Kutva'yla görüşmüştüm 2004'te. (...) Şöyle demişti: "Ansızın bir Apaçi helikopteri gece vakti vuruyor bir ocağı, bir aileyi, bir ağacı... Söyler misiniz ne yapacaksınız? Topraklarınız işgal altında... Vuruyor işgalci! Çiçekle mi gideceksiniz ona?.. Herkes bildiği gibi savaşacak işgalciyle. Hamas öyle, şu böyle, o öyle savaşacak, İsrail işgali altındaki toprağını kurtarmak için..."

El Fetih üyesiydi Gazze Valisi.

Hamas'tan hoşlanmıyordu.

Ama aleyhinde konuşmuyordu. 'İntihar eylemleri' konusunda susuyordu. Sıkıştırınca sözü İsrail'e getiriyordu:

"Bakın, buraların altyapısını yerle bir eden İsrail. Yoksulluğa mahkûm eden de o. Buradaki radikalleşmeye İsrail yardımcı oluyor. İnsanlar umudunu yitirdikçe, radikalleşiyorlar. Toprakları, memleketleri işgal altında. Hepimiz bunu ortadan kaldırmak istiyoruz. Fakat herkesin yolu, yolları farklı. Ama düşmanımız ortak: İsrail. Fakat barış sürecinde yol alınırsa, hava değişir, radikalizm de eski gücünü kaybeder." (...)

Robert Fisk, gazeteci, Ortadoğu'nun en kıdemli yorumcularından biri geçen gün şöyle yazmıştı:

"Evet, İsrail'in de güvenliğe hakkı var. Fakat bu kan banyoları o güvenliği getirmiyor. 1948'den bu yana hiçbir hava saldırısı İsrail'i korumadı. İsrail, Lübnan'ı 1975'ten beri binlerce kez bombaladı. Ama bunların bir teki bile 'terörizm'i ortadan kaldıramadı." (The Independent, 29.12.08, çevirisi: Radikal, 30.12.08, s. 10)

Sözün hükmü fazla kalmadı.

Televizyon karşısına oturup insanın yüreğini parçalayan İsrail saldırganlığını seyrederken, insan ne barışa, ne güvenliğe şans tanıyabiliyor.

Daha önce de yazmıştım.

İsrail böyle giderse, 'lanetlenmiş bir ülke' olarak tarihe geçecek.(...)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/1/2009 · Kategori: GunceL

Erbakan İsrail'le anlaşma yaptı mı?

54. Erbakan Hükümeti Döneminde İsrail’le Siyasi Ticari Anlaşmalar Yapılmış mıdır?

2. Dünya Harbi’nden sonra 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın ilk icraatlarından birisi 1948’de Filistin toprakları üzerinde İsrail’i kurmak olmuştu. İsrail’i ilk önce ABD, ondan on bir saat sonra da ikinci devlet olarak Türkiye tanımıştır. Ne var ki, Müslüman Arap dünyasının tepkisinden çekinen Türkiye İsrail ile ilişkilerini uzun yıllar, maslahatgüzarlık seviyesinde sürdürmüştür.

Türkiye ile İsrail arasında bugün en yoğun hale gelen ilişkilerin başlaması Rusya’daki komünist rejimin çöktüğü ve özellikle Filistin ile İsrail arasında barış rüzgarlarının estirildiği 1990’lı yıllara rastlar. Bu yıllarda Oslo’da taraflar arasında yapılan anlaşma Türk Dış Politikasında da etkisini gösterir ve Türkiye, İsrail ile ilişkilerini ABD’nin de etkisi sonucu bugünkü seviyesine doğru yükseltme çabasına girişir.

Alptekin Dursunoğlu’nun “Stratejik İttifak” isimli kitabında Türkiye İsrail anlaşmaları Kronolojisinden: Erbakan Tüm Anlaşmaları Askıya Aldı. Haber Kaynağı: İsrail Ha’arets Gazetesi http://www.akpgercegi.com/wp-content/dursunoglu.jpg


Türkiye’de 1991 yılında yapılan seçimlerden sonra iktidara Süleyman Demirel Başbakanlığında kurulan DYP-SHP Hükümeti gelmiştir. Türkiye ile İsrail arasında ilk anlaşma işte bu Hükümet zamanında 11.09.1992 tarihinde imzalanan “Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması”dır.

1993’te, Turgut Özal’ın ölümü üzerine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller de başbakan olunca iki ülke arasındaki ilişkiler birden tırmanışa geçmiştir. Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan kitaplar, bu tırmanışın Türkiye’de üç mimarı olduğunu yazarlar: Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Çevik Bir. (Stratejik İttifak, Alptekin Dursunoğlu, sh. 25)

Bu görüşün ne derece doğru olduğunu anlamak için, bu üçlünün görevde olduğu dönemlerdeki ilişkilerin seyir grafiğine kısa bir bakış yapmakta zaruret vardır. Türkiye-İsrail İlişkilerinin REFAHYOL’dan Önceki Durumu ABD ile içli dışlı olmaya alışmış, bu dönemin TC. hükümetleri, İsrail-Filistin ihtilafında daima İsrail’den yana tavır almışlar, İsrail’i hoş tutmuşlar ve özellikle Müslüman Arap Dünyasının tepkilerini hiçe sayarak İsrail ile ikili ve stratejik

21.01.1994 İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması imzalamışlardır.

25.01.1994 Türkiye’deki Yahudiler’in 500. yıl (Çiller Hükümeti Dönemi) kutlamaları.

(Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail Cumhurbaşkanı Weizman’ı İstanbul’da şeref misafiri olarak ağırlaması)

31.03.1994 Güvenlik/Gizlilik Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

04.06.1994 Çevre Sorunlarında ve Doğa Korunmasında İşbirliği Anlaşması’nın

15.01.1995 Terörizm ve Diğer Suçlarla mücadele anlaşmasının imzalanması.(Çiller Hükümeti Dönemi)

Mücadelede İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

13.03.1995 Telekomünikasyon ve Posta Alanında İşbirliği Anlaşması’nın 24.04.1995 Sağlık ve Tıp Alanında işbirliği anlaşmasının imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

07.11.1995 F4İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

Uçaklarının Modernizasyonu Projesi Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti 23.02.1996 Türkiye-İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nınDönemi)

14.03.1996 Demirel’in İsrail Ziyareti (En üst düzeyde İlk devlet ziyareti) Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşması’nın imzalanması. (Gümrüklerin 16.06.1996 Türkiye-İsrail Ticaret,Sıfırlanması) (Yılmaz Hükümeti Dönemi) ekonomi, sinai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşması (Yılmaz Hükümeti Dönemi)

Yukarıdan aşağıya doğru tarihleriyle sıraladığımız bu anlaşmalar içinde en çok yankı uyandıran, Çiller Hükümeti zamanında 23.02.1996 tarihinde Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasıdır. Çokları bu anlaşmanın REFAHYOL Hükümeti zamanında imzalandığı düşüncesiyle eleştiri oklarını Refah Partisi’ne de yöneltmişlerdir. Bu eleştirilerin tamamen yanlış adrese yöneltilmiş olduğu M. Ali Birand’ın 22.06.1996 tarihli yani REFAHYOL Hükümeti kurulmadan önce Sabah Gazetesi’nde yazmış olduğu aşağıdaki yazıyla sabittir:

“Türkiye’nin İsrail ile Askeri İşbirliği Anlaşması yapması eskiden beri Türk Amerikan ve İsrail Genelkurmayları’nın rüyalarından biriydi… Türk ve İsrail Genelkurmay Başkanlıkları arasında görüşmeler başlatıldı. Dışişleri Bakanlığının da fikri alındı ve bir sakıncası olmadığı işareti geldi. Ayrıntılar iki ülkenin askerleri tarafından kağıda döküldü ve kimselere haber verilmeden imzalandı. Eğer Savunma Bakanı kazara ağzından kaçırmış izlenimi veren bir açıklama yapmasa daha bir süre kimse farkına dahi varamayacaktı… İkinci adım eğitimin ötesinde iki ülkenin tam bir askeri işbirliğine girmeleri, ortak manevralar ve ortak stratejiler üretmeleri olabilirdi… Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Amerika gezisi sırasında Yahudi lobisini etkilemeyi düşündüğü için olacak, konuşmalarında anlaşmaya çok ağırlık verdi… Ancak anlaşmanın Türk Genelkurmayı’nın 2 numaralı bir generali tarafından övgü dolu cümlelerle tanıtılması… Arap çevrelerin hemen dikkatini tahrik etti . Dışişleri veya Başbakanlık susuyor, durmadan Genelkurmay konuşuyor, demeçler veriyor. Bunlar yetmiyormuş gibi seçim arefesindeki İsrail ve Amerikan basını birden bire anlaşmayı ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar… Türk basını da geri kalır mı? Türk-İsrail uçaklarının ortak eğitimi, İsrail Genelkurmay yetkilisinin Çevik Bir Paşa’yı ziyareti sırasındaki basın açıklamaları da buna eklenince, Arap dünyasındaki kuşku ve kaygılar en üst noktaya çıkıverdi.”

REFAHYOL Dönemindeki Durum Refah Partisi’nin şahsiyetli dış politika anlayışında Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri konusunda öngörülen ilk hedef İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesiydi. Birçok araştırmacı yazar gibi Refah Partisi de İsrail’i, işgal ettiği Müslüman topraklarda devlet terörünü en iyi uygulayan bir ülke olarak görüyordu.

Nitekim 20.04.1996 tarihinde İstanbul’da 96. toplantısını yapan, Dünya Parlamentolar Birliği’nin “Terörizmle Savaş Komisyonu” bildirisinde, “İsrail’in devlet terörü yaptığı” hükmünün yer almasına İsrail’in Genel Kurul’da yaptığı itiraz, 451′e karşı 663 oyla reddedilmişti.

Onun için Weizman’ın tam da Refah Partisi’nin Hükümet kurma çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir sırada Habitat II Toplantısı için İstanbul’a gelişinde yaptığı açıklamalar son derece dikkat çekiciydi. Weizman açıkça Refah Partili bir hükümetin kurulmaması gerektiğini söylüyor, O’nun bu cür’etkârlığı da yerli şakşakçılarından büyük alkış alıyordu.

REFAHYOL Hükümetinin kurulma çalışmalarının yoğunluk kazandığı günlerde hem Batı’da hem İsrail’de hem de Türkiye’deki işbirlikçi çevrelerde cevabı merak edilen soru şuydu: Refah Partisi iktidara gelirse Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler ne olacaktı? Aslında malum çevrelerin Refah Partisi’nin iktidar olmasına karşı oluşlarının başlıca sebebi de, bu soru içindeki gizli endişelerdi.

İsrail Cumhurbaşkanı Weizman bir yandan İsrail’in Sesi radyosuna yaptığı açıklamada “Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve Ordu’nun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok” diyordu. (Stratejik ittifak, sh. 72)

Diğer yandan 12 Haziran 1996′da İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait Boeing 707 tipi özel uçakla İstanbul’a gelişinde, basın mensuplarının, Türkiye ile İsrail arasında ANAYOL Hükümeti zamanında imzalanan anlaşmayla ilgili olarak sordukları soruya şöyle cevap veriyordu. “İki ülke arasındaki anlaşma ekonomi ve güvenlik alanlarında karşılıklı işbirliğini öngörüyor. Arap ülkeleri bu anlaşma dolayısıyla Türkiye ile İsrail bir olup Suriye’ye saldıracaklar diyor. Bu kocaman bir aptallıktır.” Süleyman Demirel ise, “Türkiye İsrail ile gayet iyi ilişkiler içindedir, kimin kiminle işbirliği içinde olacağı kendi bileceği iştir.” diyordu.

Ve yine Weizman, Refah Partisi’nin kuracağı bir hükümetin, Türkiye-İsrail Anlaşması’nı fesh etmesi ihtimalinden bahisle sorulan bir soruya da şu cevabı veriyordu: “Anlaşmaların iptali iki ülkenin de yararına olmaz. Anlaşma iptal edilirse buna bilhassa İran ile fundamentalistler sevinir. Türkiye-İsrail anlaşması sadece bir Askeri Eğitim Anlaşmasıdır.” (12.06.1996 Hürriyet)

Peki ne oldu, REFAHYOL döneminde İsrail ile ilişkilerin seyri? Refah Partisi’nin en çok eleştirildiği konulardan birisi REFAHYOL Hükümeti zamanında 28.08.1996 tarihinde imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın ihale müzakereleri REFAHYOL’dan çok önce başlamış ve Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonuyla ilgilidir. Böyle bir anlaşmanın imzalanmasının sebebi, Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki bu uçakların bilgi işlem modernizasyonu konusunda ABD’nin Türkiye’ye mecburi adres olarak İsrail’i empoze etmiş olmasıdır. Anlayacağınız, sözkonusu anlaşma bir ara “Uçan Tabut” denilen bu uçakların hurdaya çıkmaktan kurtarılması için bu işi yapacak bir başka ülkenin de mevcut olmaması karşısında zorunlu olarak yapılmış bir anlaşmadır.

REFAHYOL döneminde Türkiye İsrail ilişkileri açsısından son derece önem arz eden icraatlardan biri Türk Askerî Birliği’nin Filistin’e gönderilmesiydi. Bu Osmanlı Devleti’nin inkırazından tam 80 yıl sonra ilk defa gerçekleşen bir olaydı. 15 Ocak 1997 tarihinde Filistin yönetimiyle İsrail arasında El-Halil (Hebron) şehrinin Filistin yönetimine devri anlaşması imzalanmış, bu anlaşmayı müteakip bölgedeki barışın korunması için de 30 Ocak 1997 tarihinde Oslo’da imzalanan bir ikinci anlaşmayla Türkiye, Danimarka, İtalya, İsveç, İsviçre ve Norveç tarafından bir barış gücü oluşturulmasına karar verilmişti.

REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu.

Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmiştir. O tarihteki Birleşimi yöneten Meclis başkanı bu mutlu olayı şu cümlelerle ifade ediyordu: “Diliyoruz ki, şanlı ordumuzun geçmişte bu bölgede bulunması dolayısıyla sağlanan barışın, şimdi tekrar ve sürekli olarak korunmasında bu defaki şanlı birliğimizin gidişi de yeterli bir unsur olsun.”

24.02.1997’de Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın İsrail’i Ziyareti. REFAHYOL Hükümeti kendisinden önceki hükümetlerin büyük önem verdiği Türkiye-İsrail ilişkilerini olması gereken makul bir seviyeye indirmeye çalışırken buna karşı, Türk Genelkurmay’ı nedense bu ilişkileri daha da hızlandırmaya gayret ediyor ve 28 Şubat öncesindeki günlerde Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, İsrail’i ziyaret eden ilk Türk Genelkurmay Başkanı oluyordu.

Ziyaretinde İsrail’de büyük bir coşku ve alakayla karşılanan Karadayı bu geziden memnuniyetle dönüyor ve ayağının tozuyla 28 Şubat MGK Toplantısı’na katılıyordu. 28 Şubat MGK Toplantısı’ndan sonra yaşananları hatırlayınca, insanın aklına ister istemez, Haziran 1996’da HABİTAT II Toplantısı için Türkiye’ye gelen Weizman’ın uçakta söylediği sözler ile (13.06.1996 Hürriyet) bu ziyaret esnasında İsrail’deki etkin kişi ve kuruluşlar kendisini nasıl bir tesir altına aldıkları düşüncesi de akla geliyordu.!

Mehmet Ali Birand’ın da bahsi geçen yazısında belirttiği gibi REFAHYOL Hükümeti’nden önce İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların, ne yükümlülükleri ne de çerçevesi tam olarak biliniyordu. Ama İsrail’in gizli niyetinin, Türk hava sahasını kullanacak pilotlarının toplayacakları istihbarat bilgileriyle, Türkiye coğrafyasını, özellikle de Fırat ve Dicle havzasını tam manasıyla mercek altına alarak gelecekteki “Arz-ı Mev’ud” projesinin doğu yakasına ait olanını hazırlamak olduğunda hiç şüphe yoktu! Zira GAP Bölgesi’nde 1990 başından bu yana şahidi olduğumuz arazi sahiplenmeleri ve GAP idaresinin önemli bazı projelerinin İsrail’li Firmalara verilmiş olması bu haklı endişelerimizi teyit ediyordu.

Peki, Başbakan Erbakan’ın İsrail’e Karşı Kişisel Yaklaşımı Nasıldı?

Başbakan Erbakan’ın REFAHYOL Hükümeti’nde kişisel eğiliminin ne olduğunu anlamak için şu üç olaya bir bakış yapmak yeterlidir zannediyorum: 1. Olay: 26.09.1996’da İsrail Başbakanı Netenyahu, El Aksa Camii’nin altından geçen tüneli açınca çıkan olaylarda 38 Filistinli ve 11 İsrail’li ölmüş; bu olay üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tünelin derhal kapatılması çağrısında bulunmuştu. Türkiye’de, bu olaya ne Demirel, ne de Çiller hiç ses çıkarmazken Başbakan Erbakan: “Böyle bir tünel kazma çalışması büyük bir tahriktir. Kendilerine bir an önce bu tahrikten vazgeçmelerini, tüneli derhal kapatmalarını hatırlatıyorum. Ortadoğu’da barışı bozucu hareketler, önce bu barışı bozanlara zarar verir. Bu sözleri 65 milyonun hislerine tercüman olarak söylüyorum.” (Stratejik ittifak, sh. 77) diyordu.

Erbakan’ın bu konuşmayı “Hükümet adına” değil “millet adına” yapıyorum demesi, olaylar karşısında Çiller’in suskun kalmasından kaynaklanıyordu. Ne de olsa Çiller Türkiye-İsrail ilişkilerinin mimarlarından biriydi.

2. Olay Yılmaz Hükümeti zamanında 14.03.1996 tarihinde imzalanan ve Türkiye ile İsrail arasında Gümrüklerin Sıfırlanmasını Öngören Anlaşma TBMM’nin 04.04.1997 tarihli oturumunda kabul edilmişti. Ne var ki Başbakan Erbakan’ın talimatı üzerine bu anlaşmanın yürürlüğü REFAHYOL Hükümeti’nin sonuna kadar durdurulmuş ve bu konuda yapılması gereken çalışmalar askıya alınmıştı.

3. Olay REFAHYOL Hükümeti’nin kurulmasından sonra İsrail Dışişleri Bakanı Davit Levy uzun uğraşlar ve ısrarlı randevu talepleri sonunda Başbakan Necmettin Erbakan’ı 08.04.1997 tarihinde ziyarete gelmiş ve bu görüşme sonunda Erbakan kendisine aşağıdaki uyarıları yapmıştı:

• Birleşmiş Milletler kararlarına uyunuz.
• İşgal ettiğiniz topraklardan çekiliniz.
• Yeni yerleşim merkezi açmaktan vazgeçiniz.
• Mescid-i Aksa’ya saygılı olunuz.

Bu uyarılar elbette Levy’nin hoşuna gitmedi ve Levy İsrail’e içi buruk döndü.

Durumu farkeden Çiller Levy’nin hemen arkasından Mayıs 1997’de Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan’ı, Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı da, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’i İsrail’e gönül almaya gönderiyorlardı!

Şu inkar edilemez bir gerçektir ki, REFAHYOL Hükümeti’nin en büyük sıkıntısı, İsrail konusundaki görüşleri gün gibi berrak olan Refah Partisi’yle, Türk-İsrail ilişkilerinin mimarı kabul edilen DYP’nin Tansu Çilleri’nin birlikte hükümet olmalarından kaynaklanıyordu. Yine de bir kanadı İslam Dünyasından, diğer kanadı ise İsrail’den yana olan bir REFAHYOL Hükümeti’nde Genelkurmay’ın ve Tansu Çiller’in özel çabaları ötesinde Türkiye-İsrail ilişkilerinde zaten fazla bir gelişme de kaydedilmiş değildi. (Kaynak: Şevket KAZAN, Refah Gerçeği, 2. Cilt, sh. 281-287)

Ajans5.com / Özel Haber

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/1/2009 · Kategori: GunceL

Çağlayan'da 100 binlerce kişi İsrail'i kınadı

Çağlayan'da 10 binlerce kişi İsrail'i kınadı

04/01/2009

Çağlayan'daki Filistin'le Dayanışma Mitingi'ne katılım yağışlı havaya rağmen çok yüksekti. Mitinge video konferansla katılan Necmettin Erbakan ABD'ye çattı

 

İSTANBUL - Çağlayan'daki Filistin'le Dayanışma Mitingi'ne polisin tespitine göre yaklaşık 200 bin kişi katıldı. Yağmurlu havaya rağmen Çağlayan Meydanı tamamen doldu. Meydanda toplanan kalabalık 'Kahrolsun İsrail' sloganları attı. Mitinge katılan kalabalık, ellerinden Türk ve Filistin bayrakları ve İsrail'e lanet okuyan pankartlar taşıdı.

ABDÜLHAMİD VE ERBAKAN YANYANA
Miting alanına asılan bir pankart özellikle dikkat çekti. Necmettin Erbakan ve İkinci Abdülhamit'i yanyana gösteren pankarttın altında, " iki tane önderimiz var. İki kutlu lider, onlar teklifleri reddettiler, Siyonizmle mücadelede iktidar pahasına vazgeçmediler. Tarih sizi unutmayacak" yazısı yer aldı. Miting alanının girişinde bazı kadınlar kermes düzenledi. Evlerinde hazırladıkları kekler ve börekleri satarak, Filistin'e para topladılar. Ayrıca miting sırasında kürsünün yönlendirmesiyle cep telefonlarından yardım mesajı gönderildi. Gazze'de ölen bebekleri sembolize eden bebekler taşıyan kalabalık, ayakkabılarını da protestoda kullandı. Mitingte İbranice'den Rusça'ya gibi bir çok dilde pankart açıldı.

NUMAN KURTULMUŞ'TAN HÜKÜMETE "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek konuşmasına başlayan Kurtulmuş, Fetih Suresi'ni okudu ve konuşmasını "Rabbinin Mescid-i Aksa'dan Mescidi Haram'a gönderdiği kutlu Peygamberin ümmeti, Filistin topraklarını Müslümanlara açan Hazreti Ömer'in torunları, Selahaddin-i Eyyübi'nin torunları, Osmanlı beş parasızken kendisine borçlarını ödemeyi taahhüd eden siyonistlere yıkılın karşımdan, şehit kanıyla alınan topraklar para ile satılmaz diyen Abdülhamit'in torunları, adaletten yana olan aziz insanlar, kalbi daima orada atan aziz Müslümanlar hepinize selam olsun" diye başladı. Kurtulmuş konuşmasının devamında " Filistin'in tapuları bizdedir biliyoruz. Filistin'in tapuları bizdeyse bize de Filistin'e kendi memleketimiz gibi sahip çıkmak düşer. Biz Türkiye'den basit sözlerle değil, bu meselede taraf olan Filistin'in tapularına sahip bir ülke olarak yüksek sesle konuşmasını ve icraat yapmasını bekliyoruz" diye konuştu.

MİTİNGDEKİ EN ANLAMLI FOTOĞRAF
2003 yılında Filistin'lilerin evlerini kurtarmak için İsrail Buldozerlerinin önüne yatarak can veren Amerikalı Rachel Corrie'nin fotoğrafı bir genç tarafından miting boyunca taşındı. En öndeki Rachel Corrie'nin fotoğrafını gören Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş konuşmasını keserek fotoğrafı yanına istedi, Rachel'in fotoğrafını kalabalığa gösteren Kurtulmuş, “Bu kişiyi tanıyor musunuz? Rachel Corrin, kendisi bir gayrı Müslüm. Yıllar evvel Filistinlilerin evlerini savunurken tankların karşısına geçti. işte böyle insanlar da var. Böyle insanların da ruhu aramızda" diye konuştu. Bu sözler karşısında bazı vatandaşların gözyaşlarını tutamadıkları görüldü.

ERBAKAN VİDEO KONFERANSLA KATILDI
Sağlık durumu el vermediği için mitinge katılamayan Necmettin Erbakan, video konferans sistemiyle mitinge katıldı. Kısa bir konuşma yapan Erbakan, " bu mesele lafla geçiştirilecek bir şey değildir. Lafla geçmez. Aksiyon gerek" dedikten sonra ilginç bir öneri ortaya attı: ABD İsrail'i çok seviyorsa onlara Amerika'da bir eyalet versin.”
Konuşmasının sonunda ayağa kalkan Erbakan kalabalığa, "Mukaddes şehrimiz Kudüs'ü, mukaddes mabedimiz Mesci-i Aksa'yı kurtarmak için, bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz" yeminini ettirdi. Erbakan'ın yemininin ardından miting sona erdi. Bazı gruplar mitingin dağılımı sırasında tekbir getirip İsrail bayrağı yaktı. (dha)/radikal

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::