5/1/2009 · Kategori: Kisisel

Çağlayan Çağladı: Kahrolsun İ s r a i l




Havanın soğuk olmasına rağmen, meydanda yüzbini aşkın kişinin bulunduğu bildiriliyor. Meydanda İsrail'e büyük öfke var. Pankartlarla bu öfke dile getirilirken, miting komitesi, bayrak yakmaya izin vermiyor. Meydanda, Filistin ve Türk bayrakları yan yana dalgalanıyor.



Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Çağlayan Meydanı'nda organize edilen ''Filistin'le Dayanışma Mitingi'nde konuştu.

Besmele çekerek konuşmasına başlayan Kurtulmuş, Fetih Suresini okudu. Numan Kurtulmuş'un partisi tarafından Çağlayan Meydanı'nda organize edilen mitingdeki açıklamaları şöyleydi: "Rabbinin Mescid-i Aksa'dan Mescidi Haram'a gönderdiği kutlu Peygamberi'n ümmeti, Filistin topraklarını Müslümanlara açan Hazreti Ömer'in torunları, Selahaddin-i Eyyübi'nin torunları, Osmanlı beş parasızken kendisine borçlarını ödemeyi taahhüd eden siyonistleri yıkılın karşımdan, şehit kanıyla alınan topraklar para ile satılmaz diyen Abdülhamit'in torunları, adaletten yana olan aziz insanlar, kalbi daima orada atan aziz Müslümanlar hepinize selam olsun."

BU ZULMÜ SEYREDENLERE YUH OLSUN, YAZIKLAR OLSUN

"Bizzat siz vakarınızla tarih yazıyorsunuz, hepinizden Allah razı olsun. Dünyanın neresinde olursa olsun yeter artık bu zulmü durdurun diyen herkese selam olsun. Gazzeyi savaş alanına çeviren, ana kuzusu yavruları katleden bebek katilleri. yeni yüzyılın soykırımcıları, size de lanet olsun, elleriniz kurusun, geleceğiniz kahrolsun. Bu vahşete ürkek seslerle arka çıkan kendisini gelişmiş zanneden ülkelerin yöneticileri, her vesilye ile insan haklarından, demokrasiden, bu vahşice insanlık suçunu seyreden gelişmiş ülkelerin yöneticileri, koltuklarını korumak uğruna, müslüman kardeşlerinin katledilmesine seyirci kalan bazı İslam ülkelerinin yöneticileri, sizlere de yuh olsun, yazıklar olsun."

YAHUDİLERİ BİZİM ECDADIMIZ KURTARDI

"Çocuklar niçin ölüyor Filistin'de? Neden Batı Şeria bu ateşin altında kalıyor. Nerde BM, nerde AB, nerde İKÖ, nerde insanlık, nerde Müslümanlık. Yazıklar olsun. Ey İstanbul, ey Çağlayan, sizin bu sesiniz bütün dünyada çağlıyor. Bugünden sonra hiç bir hükümet bu sese sessiz kalamayacak ve Filistin'deki zulme müdahale etmeye mecbur kalacak inşallah. Bu vahşetten anlamakta zorlandığımız şudur, tarih boyunca ne zaman Yahudi milleti soykırımla karşı karşıya kalsa onları Müslümanlar kurtardı. Şarkın büyük komutanı Selahaddin Eyyübi, geldi ve onları kan revan içinde olmaktan kurtardı. Kiliseleri açtı, sinagogları, havraları açtı. 401 sene 3 ay 16 gün Osmanlı... Bir tek Yahudi ve Hıristiyan'ın kılına dokunmadı. Ve sonra İngilizler geldi. Almanya'da Hitler yahudileri kesti, fırınlara doldurdu. Hepsine Osmanlı kucağını açtı. Yahudi milletini bizim ecdadımız kurtarmıştır, şimdi nasıl oluyor?"

FİLİSTİN'E İSTANBUL GİBİ SAHİP ÇIKMAK GEREK

"Ama gelin görün ki, kendilerine yapılan bütün zulümlerin acısını Filistin'deki masum halktan çıkartıyor. Elleri kurusun. Bugün burada bir tarih yazıyorsunuz ve diyorsunuz ki, 'Dayan ey Filistin. Biz geliyoruz. Yeniden geliyoruz inşallah.' Türkiye, sıradan bir ülke değildir. Bir birikimin özetidir. O özetin ruhu da bugün burada Çağlayan meydanındadır. Biz olayları sadece televizyon ekrarından seyredemeyiz. Filistin'in tapuları bizdedir biliyoruz. Filistin'in tapuları bizdeyse bize de Filistin'e kendi memleketimiz gibi sahip çıkmak düşer. Biz Türkiye'den basit sözlerle değil, bu meselede taraf olan Filistin'in tapularına sahip bir ülke olarak yüksek sesle konuşmasını ve icraat yapmasını bekliyoruz."

GÜN GELECEK BUNLARIN HESABINI SORACAĞIZ

"Türkiye ne yapmalı. İnanıyorum ki sizin bu kararlılığınız Türkiye'nin elini kuvvetlendirecek. Hükümet İsrail'deki Büyükelçimizi derhal bugün geri çekmeli. Millet burada, cumhur burada. Milletin tamamı Büyükelçinin çekilmesini istiyor. Suriye-İsrail barış görüşmelerinden derhal geri çekilmeli. TBMM'deki İsrail dostluk grubundaki vekiller istifa etsinler dedik. Dün itibariyle grubun tamamı istifa etti. İstifa edip alınlarındaki bu üyeliğin tarihi bir kara leke olarak kalmasına müsade etmeyen vekillere teşekkür ediyorum. Türkiye, BM Daimi Konseyi'ndeki geçici üyeliğini de kullanarak uluslararası camiayı harekete geçirmeli. Şu anda Gazze'de devam eden olaylar açık bir soykırım, bir savaş suçudur. Bir zamanlar Karadziç ve Miloşeviç de diyordu ki batı dünyası arkamda. Nereye gittiler... İsrail'in bu savaş kararındaki bütün isimlerin uluslararası arenada yargılanması için Türkiye bütün altyapıyı hazırlamalıdır. Gün gelecek bütün bunların hesabını soracağız. Kimsenin yanına kar kalmayacak. Türkiye yardım faaliyetlerine öncülük etmeli ve koordinasyonu sağlamalıdır. Şu anda Gazze'de yardım götüren bütün yardım kuruluşlarına yürekten teşekkür ediyorum.

İsrail ile ilgili askeri anlaşmaları iptal ettiklerini derhal açıklamalıdır. Konya'da eğitim uçuşu yapan İsrail uçaklarına asla izin verilmemelidir. Konya'mızın semaları katil İsrail'in savaş uçaklarının asla uçuş alanı olamaz. Türkiye şu anda İsrail'de İsrail'i8n saldırılarıyla en azından 4 binin üzerinde yaralı kardeşimiz vardır. Bunların bir an evvel Türkiye'ye taşınması için de mutlaka bir hava köprüsü kurulmalı. Bunlar mutlaka yerine gitirilmeli. Buradaki mahşeri kalabalık bunu gösteriyor."

FİLİSTİN TEMSİLCİSİ DE YÜZBİNLERE SESLENDİ

Filistin Temsilcisi Aram Bilal "Kahrolsun İsrail" diyerek alanda toplanan yüzbinleri selamladı. Aram Bilal, bütün Türkiyeli kardeşlerim diyerek alanda toplanan yüzbinleri selamladı ve şunları söyledi:

"Burada bugün bu kalabalığı gördükten sonra zaferin kesinlikle yakın olduğunu söylemek istiyorum.(Kalabalık tekbirlerle bu tcümleye karşılık verdi) Bugun itibariyle siyonist çetelerin Gazze'ye bomba attığı ikinci haftaya girdi. ABD ve Avrupa'nın en büyük silahlarını kullanıyorlar. Ama yine de mücahidlere güçleri yetmiyor. Onların gücü sadece camide namaz kılanlara, çocuklara ve kadınlara yetiyor. Türk kardeşlerim, birinci dünya savaşında Gazze'yi savunmak için Gazze'ye gelen Anadolu müslümanlırının Gazze'de bulunan şehitliğinden haberdar mısınız?"

"Burada Mehmetçik Gazze'ye çığlıklarınızı duyuyorum. Neden olmasın. Dün oradaydı bugün de olabilir, yarın da olabilir. Şu anda sizlere Gazze adına barış güvercinleri uçuracağız. Sizin selamlarınızı götürecek. Burada tarihi derslere girmek istemiyorum. Ama Türk gençliği iyi bilmeli ki, Küdüs'ün düşmesi İstanbul'dan başlamıştır. İstanbul düşmüş sonra Kudüs düşmüştür. Kurtuluş da buradan başlayacak inşallah. Filistin'in düşüşü Gazze'de başlamıştır. Haçlı ordusunun başkomutanı Gazze düştükten sonra Selahaddin'in kabrine giderek, "Biz bugün tekrar geldik" demiştir. Şimdi biz de 'Ey haçlılar biz bugün Gazze'ye geri döndük' diyoruz. "

FİLİSTİN'İN SEÇİLMİŞ HÜKÜMETİ HAMAS'TIR

"Tarihi iyi bilmek zorundayız. Filistin'deki en büyük direniş 1971 yılında Gazze'de başladı. Siyonist çetemer burunları sürtünerek geri çekilmek zorunda kalacaklar. Siyonist çeteler iki haftadan beri bölgeyi bombalıyor, dün karadan girmek istediler. Ama bilsinler ki mücahidler onları bekliyor. Hepiniz 24saat haberleri takip ediyorsunuz. Her şeye rağmen Gazze halkı teslim olmayacak. Halid Meşal, İsmail Haniye böyle diyor. Onlar diyorsa böyledir, ümmetin onurunu koruyacaklar inşallah. Buradan sizin aracılığınızla Filistin yönetimine sesleniyorum. İzzeddin Kassam tugaylarından tutukladıklarınızı serbest bırakın onlar da siyonistlere karşı mücadelede katkıda bulunsunlar. Buradan İslam ülkelerindeki hükümetlere sesleniyorum. Filistin'in seçilmiş hükümeti HAMAS'tır. Dünyanın her tarafında bütün halklar bugün HAMAS'ın yanındadır. Filistin halkı her şeye rağmen bunu göstermektedir ve gösterecektir. Sakın dualarınızdan vazgeçmeyin. Filistin halkının yanında olun. Allah hepinizden razı olsun. Özgür Kudüs'te buluşmak üzere."

Kalabalık, 'Kahrolsun İsrail', 'Filistin'e selam, direnişe devam' sloganları attı.

DÜN GECE ONBİNLER İSRAİL KONSOLOSLUĞU'NDAYDI

İsrail'in Gazze'ye yönelik hava ve kara saldırıları, İstanbul'da bir araya gelen bazı sivil toplum örgütleri tarafından protesto edildi.

Saadet Partisi, Alperen Ocakları ile İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ve bazı sivil toplum kuruluşlarına üye kişiler, İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğu'nun bulunduğu Levent'teki yerleşkenin yakınındaki Büyükdere Caddesi Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ayrımında toplandı.

İsrail aleyhinde sloganlar atan grup, ''Filistin'deki Müslümanlar'ın kurtuluşu'' için dua etti.

Büyükdere Caddesi'nden İsrail Başkonsolosluğu'na yürümek isteyen grup, panzerlerin de desteğinde çevrede yoğun önlemler alan güvenlik kuvvetlerince durduruldu. Kısa süreli yaşanan arbede sırasında polis bariyerini aşarak başkonsolosluk önüne gelen bazı eylemciler, burada da önlem alan polislerce engellenerek, yerleşke dışına çıkartıldı.



Bu sırada polisten aldığı izinle bir otomobilin üzerine çıkan bir kişi, gruba ''sakin olmaları'' çağrısında bulundu. Bunun üzerine Büyükdere Caddesinde yeniden bir araya gelen grup, toplu şekilde yapılan duanın ardından yaklaşık 4 saat süren protesto gösterisini bitirdi.

Öte yandan, başkonsolosluğun bulunduğu sokağın girişindeki bir şirkete ait plazanın önündeki şirket flamaları göstericiler tarafından direklerden indirilerek, yerine 2 adet Filistin bayrağı asıldı.

İSRAİL'İN GAZZE SALDIRILARI ANKARA'DA PROTESTO EDİLDİ

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) üyeleri, İsrail'in Gazze saldırılarını protesto etti.

İsrail'in Ankara Büyükelçiliği önünde gece saat 3 sıralarında toplanan grup, İsrail'i protesto eden sloganlar attı.

Saldırılarda ölenler için dua eden MAZLUMDER üyeleri, büyükelçiliğe kartopu attı.

MAZLUMDER Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, burada yaptığı açıklamada, Gazze'de yaşanan drama dünyanın sessiz kaldığını, bir süre önce başlayan harekatın ''soykırım harekatı'' olduğunu savundu.

Saldırıları, insanlığın vicdanına vurulmuş bir darbe olarak niteleyen Gergerlioğlu, Türkiye'nin İsrail'deki büyükelçisini geri çekmesini istedi.








Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

31/12/2008 · Kategori: Kisisel

Erbakan'ın avukatından Gönültaş'a itiraz

Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş'ın "Gazze'yi bombalayan İsrail uçakları Konya'da eğitiliyor!" başlıklı yazısında verdiği bilgilere Avukat Gürkan itiraz etti.

  • Erbakan'ın avukatından Gönültaş'a itiraz -

Prof. Dr. Necmettin Erbakan vekili Avukat Gürkan imzasıyla yapılan yazılı açıklamadıa verilen bilgilerin yanlış olduğu vurgulandı. Açıklamada, İsrail'le yapılan anlaşmanın Refahyol diye adlandırılan 54'üncü hükümetten önce Çevik Bir tarafından yapıldığı dile getirildi.

Erbakan adına yapılan açıklama şöyle:

"Nuh Gönültaş 30.12.2008 tarihli, "Gazze'yi bombalayan uçaklar Konya'da eğitiliyor" başlıklı yazısında Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı hedef alan, ancak tarihi gerçeklerle hiçbir alakası olmayan ifadelere yer vermiştir.

Bu konudaki tarihi gerçekler şu şekildedir:

  1. Türkiye ile İsrail arasında "Askeri Eğitim İşbirliği anlaşması" 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanmıştır.
  2. Bu anlaşma Genel Kurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, İsrail'e yaptığı ziyaret sırasında imzalanmıştır.
  3. Sayın Erbakan'ın Başbakanlığında kurulan 54. hükümet ise bu anlaşmadan üç ay sonra; 28 Haziran 1996 tarihinde iktidara gelmiştir.
  4. Sözkonusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu "eğitim uçuşu yapmak üzere" F-16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde, yani Refahyol Hükümeti'nin kurulmasından yaklaşık iki ay önce Türkiye'ye gelmiştir.
  5. Bu tarihi belgelerde de açıkça görüldüğü gibi sözkonusu anlaşmaların Sayın Erbakan'ın başbakanlığında kurulan 54. Hükümet ile hiçbir alakası yoktur.

Tarihler ve belgeler bu kadar net bir şekilde ortada iken, söz konusu anlaşmanın "Erbakan Döneminde" imzalandığını söylemek, Refahyol Hükümeti'in efsane hizmetlerini gölge düşürme çabasından başka bir şey olamaz.

Gerçeğin bu bilgiler doğrultusunda düzeltilmesini, aksi takdirde hukuki yollara başvurulacağını bildiririm."

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/8/2008 · Kategori: Kisisel

Bir Başka Açıdan Erbakan...


Hocayı anlamak, tarihi, hayatı, geçmişi ve geleceği almaktır diyebiliriz. Hoca anlaşılabilir bir liderdi. Onun anlaşılabilirliğine kast edenler vardı. Geçmişten günümüze siyasi yönleriyle incelemekte değil kastımız. Erbakan’ı, iyi bir insan, hoş bir Müslüman olarak değerlendirmek isteriz. Vatanperver yönüyle de. Ona çok görülen iktidarı, reva görülen muameleleri, hukuki garabeti ve de çifte standardı halkımız görmekte ve bilmektedir.

Onunla Siyonizm’i, Tehodor Herzl’i, 2. Abdülhamit’i tanıdık. Onunla “Müslümanlar kardeştir” dedik. Onunla İmam hatip okullarında okuduk. İmam Hatip olmasaydı, anarşiden dolayı babalarımız bizleri okutmayacaktı. Okuyan, anarşist bir evladı, baba ne yapsındı.. Anarşiden uzak kaldık. Onunla sağcı ve solcu olarak, Siyonizm ve Amerikan çıkarlarına uygun vurmadık kardeş kardeşi. Sağ sol davasına kapılıp birbirini vuranlara üzüldük. Arada bizden de ölüler arasına kattılar. Bizi de kavgaya çekmek için mit’ten elemanlarla silahlı eğitim vermek istediler, biz aldırış etmedik onlara, bizi katamadılar maceralarına. Biz bol bol okuduk, silah tutmadık, kitap tuttuk, spor yaptık kendimizi geliştirdik. Hiçbir zaman tüyü bitmedik arkadaşlarımızın eline verilen silahlara heves etmedik, hocamız sayesinde…

Erbakan Hoca, 1974’de Sayın Ecevit’le, ortak olduklarında, Kıbrıs Barış Harekâtının emrini Ecevit’e rağmen ve Ecevit İngiltere’de iken vermesinin dillendirilmemesi, onu hep barış harekâtı kapsamında göze görünmez kılıp Ecevit’i Kıbrıs Fatihi yaptılar. Bunu yapan ve bilerek yapan basındı. Buna bile isyan etmedi Erbakan Hoca. Yaptığı güzel esprileri bile alay konusu yapıp hocayı komikmiş gibi takdim eden medyaya hiç küsmedi, kırılmadı. Fabrika temelleri atarken, tarlaya buğday eker gibi, temeller atıyor diye alay edenler, o temellerin birçoğunun fabrikalara dönüştüğünü ve memleket ekonomisine sağladığı faydaları görmezden geldiler, Hoca yine de kızmadı.

Afyon’dan Akşehir’e giderken Çay’dan geçiyorduk. Araba içinde bir vatandaşa bildiğim halde sordum. Bu ne fabrikası diye. O bilemedi tabi. Ben: “Yoksa bu Alkolit fabrikası mı, bunu kim açtı.” dedim. “Demirel” dedi vatandaş. Peki, buranın ben Erbakan tarafından açıldığını biliyor ve öyle duyuyordum dedim. Vatandaş bana:”O açsa açsa; tespih takke fabrikası açar” demişti. Ben hayır Hoca’nın temel atma ve açma törenlerinde bizzat bulundum dediysem de vatandaş bildiğinde ve dediğinde ısrar ediyordu.

Hoca’nın “Ağır Sanayi Hamlesi” bizi çocukken bile heyecanlandırırdı. Lider ülke olmak, kukla ve sömürülen bir ülke olmak istemiyorduk. İslami kimliğiyle, örtüşen söylemleri ile Hoca gerçekten Vatansever ve dine gönülden bağlı, tasavvufi edep ve adabının kurallarını da müdrik yaşayan bir veli zattı. Onun Allah dediği yerde biz, İslam bilmekten aciz kalırdık. O bize hem dünyayı, hem dini anlattı.

Hocamın anlatımlarında biraz abartıların bulunması temennisinden dolayıydı. O öyle olmasını istediği için, öyle söylerdi. O iktidara bir ortakla geldiydi. O ortağı (Tansu Hanım) Show Tv’de şöyle diyordu:”Ortağım Hoca beni hiç kandırmadı, bana hiç yalan söylemedi”  Bunu hiç unutamam. Daha çok şeyler konuşacağız beklide ama hepsi bir makaleye sığmayacaktır.

Hoca, sert mizaçlı fakat leyyin bir yapıda idi. Yanına yaklaşırken heybeti ve asil duruşu arasında kaybolurdu duygularımız. Çevresini iyi gözetir, olup bitenleri hemen görürdü. Onun derdi memleket sevdasıydı. O milletine âşıktı. Kendi serveti ve durumu onu refah düzeyi olarak yeterdi ve artardı da. O siyaseti bir dava edinmiş, dava adamıydı.

Ondaki dinamizm ve dinçlik bizim gençliğimiz utandırırdı. Onun siyasi konuşmalarını bilirim. Günde beş yerde konuşurdu. Her konuştuğu yerde de, en az iki saat konuşurdu. Yani günde on saat konuşma yapardı. Onu altımızda son model arabayla oturduğumuz yerden takip etmekte zorlanırdık. Hem yorulur, hem de bitap düşerdik. Bir de bizler gençtik. O ilerlemiş yaşına rağmen, günlük on saat ayakta konuşuyordu. Konuşmadan veya ayakta durmaktan dolayı, yüzünde en ufak bir yorgunluk emaresi yoktu, ne de sesinde bir kısılma olurdu. Bir de şoförüne 220 basmadığında,210 bastığında, Allah o 10 km’yi bizden sorar dermiş ve son sürat konuşma yerine yetişmek için.

Duyardık; herkes onun şoförlüğünü yapamazmış diye. Hocam çok hızlı yaşadı. Ömrünü vatanına adadı. Memleketi için çok güzel şeyler yaptı. Onunla oluşan bir Dini duyarlılığı ve ağırlılığı olan bir kamuoyu oluştu. Yabancı ülke insanları onunla Türkiye’de Müslümanların var olduğuna yeniden inandı. O, 74 de iktidara gelene kadar ülkemizi irtidat etmiş ve İslam’dan çıkmış bir millet olarak bilen çok Müslüman halklar vardı. Onun sayesinde yeniden Ülkemiz de İslam’ın sesi çıktı. Müslümanların kendine güvenleri geldi. Bunlar abartı değil, gerçekleri dile getiriyorum.

D-8 projesini anlayan emperyalistler ve dünya Siyonist para babaları Erbakan’ı siyasi mevta haline getirdiler. Gerisi teferruattır. Asıl olanı görmemek güdülmektir. Güdülmek ve güdülenmekte olan halk sömürülmektedir de. Sömürüye karşı çıkmak edebiyatla, terörist eylemlerle değil, icraatla olmalıdır. Halkı öldürmek, yönlendirmek ve yönetmek isteği dış güçlerin ve onların iç uzantılarının işi olabilir. Erbakan’a yapılanları adaletin tecellisi demek aptallık olur. Bu adaletin tecellisi Müslümanlara gelince neden başka türlü tecelli ettiği sorgulanmalıdır.

Erbakan’ı yargı mahkûm etti. Aynı benzer davada CHP’ye farklı karar verdiler. Bunları halk görüyor ve biliyor. Halk kendine yapılanla, bir başkasına yapılanlar arasında ayırımcılığı iliklerinde bu dava benzerliğinde de gördü. Hocanın siyasi yasaklı hale getirilmesinde, bu cezaya uğratılmasında Ergenekon çetesinin parmağı olduğu gerçeğini halk gördü. İnşallah yargıda kendi içindeki çeteyi çözer ve ağırlıklarından kurtulur. Eski savcı Nuh Mete Yüksel’in de Çete elemanlarıyla toplantılar yaptığı biliniyor. Dün kin kusan Vural Savaş bugün günah çıkarıyor. Bunlar, Siyonizm tezgâhında işlenen fikirlerin ülkemizde ki ürünleridir.

Onu anlamak için CHP’li K.Anadol gibi de konuşmayacağım. Kişiler ölür eserleri varsa, onlar baki kalır. Muhalefet; Salt saldırı sanatı değil, belki de savunma sanatıdır. Halkını, haklarını savunmaktır, önemli olan. Erbakan’a verilen haklarından(aftan) yola çıkarak gündeme alınan, hasta tutuklularla, muhalefet yapmış olmazsınız. Samimiyetsizlik diz boyu. CHP bunu hep yapıyor. Evet, doğru ve gecikmiş bir karardır. Ama daha onlarca kötü koşullarda olanlarında bunun yanında ve bu vesileyle affedilmeleri de Cumhurbaşkanımız tarafından gündeme alınırsa seviniriz, demeleri daha seviyeli ve daha sevecen bir üslupla, toplumu germeden muhalefet yapmış olurlardı. Ama nerde o ince siyaset?

Erbakan Hoca, nezaket ve kibarlılığını asla kaybetmeden, kendini affeden Cumhurbaşkanı makamına teşekkür etmiştir. Hoca Allah’a şükretmenin gereği, kendine iyiliği olan kişiye de teşekkür etmiştir. Şükür enaniyetti kaldırır. Rabbe teslimiyeti izhar eder. O, zaten Rabbe ve onun takdirine rıza gösteren bir tevekkül içinde yaşamaktadır.

Hocam, saygılar sunarım, pamuk ellerinden, öperim. Dualarını beklerim. Allah Hayırlı uzun ömürler versin!

Hasan Ahmet Evliyaoğlu/Zkr:Anadoluhaber

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

24/8/2008 · Kategori: Kisisel

Kazan: Af haksız lekeyi silmez...

HAKSIZ KARAR KALDIRILMALI!
 
Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, Refah Partisi’nin mali hesaplarıyla ilgili açılan davada verilen kararın adaletsizliğini ve haksızlığını 80’e yakın belge ile ortaya koyan ‘Erbakan Nasıl Yargılandı’ isimli kitabında tüm gerçekleri gözler önüne seriyor.

Kitabın dört sene önce baskıya hazır hale getirildiğini ancak TCK, CMUK ve Ceza İnfaz Kanunu kanunlarında yapılan değişikliklerin ardından kararın düzelebileceği beklentisi ve Erbakan’ın isteği üzerine bugüne kadar bekletildiğini söyleyen Kazan, “Ne var ki, bu yargı aşamasında da beklentiler olumlu sonuç vermeyince konuyu bu kitapla kamuoyunun bilgisine sunmak artık bir mecburiyet haline geldi” dedi.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 40 yıldan beri milletin ve zengin ülkenin manevi ve maddi  yönden kalkınmasına kendisini adadığını kaydeden Kazan, “İdeallerinin gerçekleşmesi uğruna 1969 yılında başladığı siyasi yolculuğunda kurduğu  partiler çeşitli bahanelerle kapatılmış, gerçekleri yansıtan konuşmaları  nedeniyle sık sık mahkemelerin huzuruna çıkmış, yıllarca siyasi yasakların mağduru olmuş, bütün bunlara rağmen bu millete hizmet aşkı söndürülememiştir. Ne var ki  bu talihsiz dava sonucunda yüz kızartıcı bir suç isnadı ve mahkumiyet kararıyla siyasi hayatına son verilmek istenmiştir” dedi.

Kazan,“Erbakan Nasıl Yargılandı” başlığı altında yayınlanan bu kitabın, Erbakan’ın çileli siyasi hayatına son noktayı koyan bir davanın iç yüzünü dava dosyası içinde yer alan gerçek belgeleriyle kamuoyunun önüne getirdiğini kaydetti.
Kazan, şöyle konuştu:
“Yıllarca Adalet Bakanlığı yapmış ve yargı erkinin her ihtiyacını karşılamak için büyük bir özveriyle hizmet etmiş bir siyasetçi olarak, bir adli hatanın düzeltilmesi amacıyla da olsa, böyle bir kitabı yazmış olmaktan gerçekten üzgünüm”. 
Kazan, ülkesine ve insanlığa kendisini adamış ve tüm meydan konuşmalarında halkını “Milletimizin saadet ve selameti için, tüm islam dünyasının ve bütün insanlığın saadet ve selameti için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz” diyerek her insana idealin ne olması gerektiğini öğreten ve böylesine yüce değerler uğruna çalışma aşkı, şevki ve heyecanını aşılayan bir insanı, milletim ve dünya insanlığı önünde içine düştüğü eziklikten kurtarmak için bu kitabı yazmanın kendisi için bir vicdan borcu olduğunu vurguladı. 

Adli hatalara düşülmemesi, düşülmüşse bu hataların düzeltilmesi için yıllarca uğraştıklarını ama sonuç alamadıklarını vurgulayan Şevket Kazan, “Sonuç alınamayınca da bu kitabın yazılması benim için bir adli ve ahlaki vecibe oldu. Umarım ki hem mağdur olanlara hem de bu konuda bilgi sahibi olmayanlara faydası olur” dedi.

ERBAKAN ŞEREFİYLE HİZMET ETTİ
Kazan, “Erbakan şerefli bir insandır. Bu ülkede başbakanlık yapmış bir insandır. Bazı başbakanların yetkisi dahilindeki örtülü ödenek tartışılmıştır. Ama Erbakan döneminde hiçbir zaman örtülü ödeneğin tartışması yapılmamıştır. Yapılması da mümkün değildir. Şerefiyle hizmet etmiştir. Ömrünü bu ülkeye, İslam dünyasına ve insanlığa adamış bir insanın siyasi hayatına bu şekilde son verilmesi, bu dünyada değilse bile gideceğimiz ebedi olan dünyada hesabı verilecek olan bir iştir” dedi.

Şu anda kesinleşmiş gibi görünse bile bu davanın mutlaka bir çözüm bulunup ortaya koydukları deliller ışığından yenilenmesi gerektiğini söyleyen Kazan, “Erbakan ve arkadaşları hakkında verilen haksız mahkûmiyet kararlarının kaldırılmalı ve alınlarına sürülmek istenen leke temizlenmelidir”

Kitapta davanın safahatını öncesi ve sonrasıyla başından sonuna kadar anlattığını dile getiren Kazan, “Yazdıklarımın okuduktan ve gerçekliğini doğrulayan ve dava dosyasının münderecatı içinde bulunan ekteki belgeleri de gördükten ve hele hele Son Söz bölümünde “gerçeklerle ters düşen bu mahkeme kabulleri adaletse eğer bir diyeceğim yoktur, değilse bu dava yenilenmelidir” şeklinde ortaya koyduğum 21 maddeden oluşan haksızlık feryadımın kulaklarınızda ve vicdanlarınızda iz bırakmasını ümit ederim”diye konuştu. 

80’E YAKIN BELGE
Kitabın sonuna eklediği takriben 80’e yakın belgenin içinden bu davanın yenilenmesini zaruri kılacak 25 belgeyi teker teker anlatan Kazan, Anayasa Mahkemesi dışında hiçbir organın siyasi partilerin mali hesaplarını inleyemeyeceğine ilişkin kararları naylon fatura iddialarını, olmadığı öne sürülen şirketleri, valilik ve kaymakamlık yazışmalarını, Refah Partisi’nin 1997’de iddiaların aksine nasıl hummalı faaliyetlerde bulunduğunun belgelerini, Maliye raporlarını delilleriyle ortaya koydu.

Mahkeme tarafından dikkate alınmayan belgeleri kitaba aktaran Şevket Kazan, “Refah Partisi aleyhine tam bir komplo ile karşı karşıya kalınmıştır. Bütün bu belgelerle, bu davanın komplo olduğu açık seçik ortaya çıkmış oluyor” diye konuştu.

Kitaptaki bazı belgelerden örnekler göstererek, ''yargılama aşamasında bunların dikkate alınmadığını'' söyleyen Kazan, ''kayıp'' olduğu belirtilen 896 milyar liranın nerelere harcandığının bu belgelerle ortaya koymak istediklerini, ''karar verilmeden konuya ilişkin 900 çuval belge ve faturanın ne mahkeme ne de bilirkişi tarafından incelendiğini'' öne sürdü.

Mahkeme kararının 60. sayfasında 1997 yılında Refah Partisi’nin hiçbir faaliyette bulunmadığına ilişkin hükmü de eleştiren Kazan, Refah Partisi’nin 1997 yılının ilk yarısında iktidarda ikinci yarısında ise anamuhalefet görevi bulunduğunu kaydetti. Buna ilişkin bir çok resmi belge ile valilik ve kaymakamlık yazışmalarının görmezden gelindiğini hatırlatan Kazan, “Bütün illerden gelen cevabi yazılarda bu faaliyetler yazıldığı halde, Ağır Ceza Mahkemesi bir mahkemede üye olan hakimlerin kararlarını yazarken ‘hiçbir ilde faaliyette bulunulmamıştır’  ifadesini, vicdanlarınıza sesleniyorum. Nasıl kabul edersiniz? Nasıl yazabilirsiniz? Üzüldüğümüz Ağır Cezanın verdiği kararı incelemesi gereken Yargıtay Ceza Dairesinin hiçbirisini dikkate almamış olmasıdır. Bu bir yargı faciasıdır. Mahkemenin kararında hiçbir faaliyette bulunulmamış ve bütün faturalar hayali diyen hem 9. Ağır Cezanın hem de bu kararı inceleyip doğru diyen Yargıtay’ın ilgili dairesinin üyelerini gerçekten ağır itham altına alan hukuk gerçekleridir” dedi.

DREYFUS DAVASI
Şevket Kazan şöyle konuştu:
“Bu adeta bir dreyfus davası gibi bir davadır. Bu dava yenilenmelidir. Yenilenmesi için çok fırsatlar çıkmıştır. Ama yenilenmemiştir. Erbakan Hocanın kurduğu partiler kapatılıyor. Erbakan Hoca çeşitli konuşmalarından dolayı mahkemelere çıkartılıyor. Erbakan Hoca, sudan bahanelerle yasaklanıyor. Ama Erbakan bütün bunlara engel tanımıyor, tekrar siyaset sahnesine ağırlığını koyuyor.  O zaman Erbakan’ı siyaset sahnesinden silmemiz gerekiyor? Nasıl silelim? Bir siyasi kişiliğin siyasi hayatını sona erdirmek için SPK ve Anayasa’ya göre eğer yüzkızartıcı bir suç işlemesi gerekir. Bu dava da Erbakan’ın, yüzkızartıcı suçla siyasi ömrünün bitirmek için açılmıştır”

1997 yılında Anayasa Mahkemesinin 130 milletvekiline sahip ANAP’ın 1,3 trilyon tutarındaki 1997 yılı kesin hesabını ve 130 milletvekiline sahip Doğruyol Partisinin 1,5 trilyon tutarındaki kesin hesabını onayladığını kaydeden Kazan, “Refah Partisi’nin 160 milletvekili var. Orantıya göre, 2 trilyonun harcaması lazım. Ama RP, 896 milyar harcamış. Fakat mahkeme bunu harcamadığı halde harcamış gibi gösteriyor diyor. Bu kadar parti binasının kirası, elektrik, telefon ve su faturaları nereden ödendi? İşte bu paralarla ödendi” dedi.

900 ÇUVALIN İPİ BİLE ÇÖZÜLMEDİ
Genel merkez ve illere ait 900 çuval harcama faturasının ipleri dahi çözülmeden bu kararın verildiğini ifade eden Şevket Kazan, “Oysa, bunların sahte olduğunu söyleyebilmek için bu çuvalların açılıp, Jandarma Genel Komutanlığı’nın grofoloji bölümünde incelenmesi gerekirdi. Hangi dünyada yaşıyoruz. Bu kadar olamaz. Bugüne kadar sustuysak efendiliğimizden sustuk. Erbakan hocamızın, rahmetli babası hakimdi. Bir hakim oğlu olduğu için mahkemelerin verdiği kararlara karşı feryat etme noktasında bütün avukat arkadaşlarımıza (Aman sakin olun demiştir. Bu yargı eninde sonunda adil bir karar verecektir) demişti. Ama verememiştir” dedi.

AF LEKEYİ SİLMEZ
Kazan, ''Cumhurbaşkanı'nın affı bu lekeyi silmez. Bizim mücadelemiz o değil. Biz haksız bir kararın ortadan kaldırılmasını istiyoruz'' diye konuştu.
 
saadet-istanbul.org.tr

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

28/6/2008 · Kategori: Kisisel

herşeyi sildim gönlümden bir seni silemedim...



geçiyor günler
yine benden habersiz
gidiyorum gidiyorum
buralardan sensiz
resmini aldım karşıma
ağlıyorum sessiz sessiz
poyrazımdın yüreğimde
esip durdun en derinde
yolcuydum son seferinde
indirdin beni kayıp şehirde
bekliyorum seveceğin
mevsim, bahar geçsede

gözlerime çizdim seni
açmaya korkuyorum
büyümüyorum gözlerinde
gittikçe küçülüyorum
büyümüyorum gözlerinde
gittikçe küçülüyorum ooff

ne yağmurlar ne bulutlar
yağdı içime sönmedim
senden başkasını
sevmedim sevemedim
herşeyi sildim gönlümden
bir seni silemedim ooff

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

13/6/2008 · Kategori: Kisisel

Bende Kelebek Olayım...




Doğru mu anne?
Yalnızca bir gün mü yaşarmış kelebek?
Olsun, nerde yanlışım söyle
Özenmişsem kelebeklere
Olacaksa benim de kanatlarım
Ve kırlar da mekanım
Özgürlük diye Çarpacaksa sol yanım
Allah'ım
Ol de!
Bende kelebek olayım...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/6/2008 · Kategori: Kisisel

MUZAFFERBAKAN

Milli Görüş Lideri, ülkemize 3 kez Başbakan Yardımcısı ve 1 kez de 54. TC Hükümeti Başbakanı olarak hizmet etmiş Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın 2 yıl 4 aylık “ev hapsi” cezası başladı. Yarım asırdan daha fazla ülkesine bilim adamı, sanayici, siyasetçi ve devlet adamı olarak en üst seviyede hizmet etmiş birisi olarak Sayın ERBAKAN’ın başına gelenler hakikaten trajik ve kabul edilemez. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra da idamla yargılandığı davadan dolayı nahak yere 11 ay hapis yatan ve neticede beraat eden bir liderden bahsediyoruz. Yarım asrı aşkın hizmet hayatında tek bir konuda dahi yolsuzluk, rüşvet ve irtikâpla yakından uzaktan ilgisi olmamış bir insandan bahsediyoruz.

Sayın ERBAKAN’ın böylesine adi ve iğrenç ithamla cezalandırılmasının kabul edilemeyeceğini bizzat siyasi rakipleri dahi itiraf etmekteler. Bakın 60 yıllık arkadaşı ve siyaseten muhalifi Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından DEMİREL ne diyor bu suçlama ve ceza için: “Eski okul arkadaşım olan Erbakan, Türk siyasetinde isim olan bir şahıstır. Yalnız o yaşta birinin hapse götürülmesini de kamu vicdanı kabul etmez.”

Yine CHP lideri BAYKAL da: “Önemli sorumluluklar üstlenmiş bir siyaset adamının, böyle bir noktada, bir mahkumiyete maruz kalması, insani ve beşeri açıdan, hepimizi çok tedirgin, rahatsız ediyor. Üzüntüyle karşılıyoruz. Yıllarca beraber çalıştıkları, rahle-i tedrisinden geçtikleri, üzerlerinde çok emeği, çok katkısı olan bir büyüklerinin, böyle bir kadere maruz kalmasına, iktidarda tanık olmak, herhalde onların hem iç dünyaları, hem siyaset anlayışları, hem insanlık değerleri açısından çok önemli dalgalanmalara yol açıyordur, açmış olmalıdır.”

Siyasi rakiplerinin dahi duyduğu üzüntüyü ve kaygıyı, vicdani rahatsızlıklarını paylaşamayan Hoca’nın eski talebeleri ve adeta sırtına alarak bu noktalara taşıdığı devlet adamları, milletvekilleri, belediye başkanları, medya mensupları ve iş adamlarından tek bir cılız sesin dahi çıkmaması ne kadar da manidar. Oysa bu saydıklarımın, Sayın ERBAKAN’ın samimiyet, dürüstlük, temizlik ve masumiyetini DEMİREL ve BAYKAL’dan daha iyi bilmeleri gerekmez miydi? Elbette gerekirdi. Elbette biliyorlar ama bu haksızlık karşısında hepsi susmaya, tepki vermemeye devam ediyorlar. Vardır bir bildikleri ve hesapları.

Sayın ERBAKAN böylesine çirkin ve haksız bir ithamdan ötürü ceza almamalıydı. Hele hele de BAYKAL’ın işaret ettiği gibi kendi yetiştirdiği, evlatlarım dediği siyasilerin iktidarında bu olmamalıydı. Ben şahsen Demokrat Parti’nin iktidar olduğu bir dönemde DEMİREL’in hak etse bile hapse gireceğine inanamıyorum. Bu operasyonu ırkçı-emperyalist çevreler bugünün iktidarına yaptırdılar.

Aynı durumda BAYKAL da olsa, DEMİREL de olsa kabul edemezdim. Fethullah Hoca için verilen cezaları da içime sindiremiyorum. Bu mülahazam sadece ERBAKAN Hoca için geçerli değil. Zira haksızlığa uğrayan, siyasi kaygılarla verilen cezalarla mağdur olan herkesin yanında olmak bir insan olarak, haksızlıklar karşısında susmamakla yükümlü bir Müslüman olarak bizim bağımsız medyacılar olarak en büyük vazifemiz.

Allah lafzını ilk kez Türkiye’de devlet idaresinde bulunan üst düzey bir siyasetçi olarak telaffuz eden; taraflı-tarafsız; taraftar-karşıt, dost-düşman; yerli-yabancı herkesin tespitiyle Türkiye’nin İslam’a evirilmesinde en büyük pay sahibi olan Sayın ERBAKAN’ın idamlarla yargılanması, partilerinin kapatılması, siyasetten men edilmesi ve pir olduğu demde, siyasi atmosferde verilen haksız bir hapis cezasına çarptırılması siyaset tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.

Tüm bu gelişmeler ERBAKAN’ın ve hareketinin haksızlığını, suçluluğunu ve mağlubiyetini değil bilakis haklılığını, masumiyetini ve muzafferiyetini ortaya koymaktadır. Bu iftiralar, ithamlar, zulümler, baskılar, hapisler, sürgünler hemen hemen her haklı ve Hakk Hareket liderinin başına gelmiştir, gelecektir. Zirve ve kusursuz insanlar olan peygamberlerin dahi başına ya bu saydıklarımdan birisi veya tamamı birden gelmiştir. Hatta peygamberler dahil bazı liderler bunların da ötesinde işkencelere maruz kaldıkları gibi Hak bildikleri yolda şehadet şerbetini içmişlerdir. Yahya ve Zekeriya peygamberler bunun en somut örnekleridirler. Güney Afrika’nın efsane lideri Nelson MANDELA 18 yıl kesintisiz hapis yatmış, gün yüzü görmemiştir. Bosna Devlet Başkanı rahmetli Alija İZZETBEGOVIC de uzun yıllar işkencelerle dolu hapis hayatının ardından Bosna Devleti'ni kurmuştur. ERBAKAN Hoca’nın ev hapsi cezasının başladığı aynı gün 25 yıl önce, 25 Mayıs 1983’te vefat eden rahmetli Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in hapis hayatı tahsil hayatından daha fazladır. Bu tür haksız muamele ve cezalara çarptırılan hareket adamları eninde sonunda zafere ulaşmaktadır. Hayatlarında olmasa da yıllar sonra haklılıkları anlaşılmaktadır.

Bu bakımdan ben ülkeme ve milletime en büyük hizmetleri geçen, her türlü haksızlık ve baskıya rağmen yılmadan yoluna devam eden, dört siyasi partisi kapatılmasına, siyasetten men edilmesine ve iftiralara uğramasına rağmen demokratik  mücadelesini sürdüren gerçek demokrasi şampiyonu bir devlet ve millet adamı olarak tanıdığım Sayın ERBAKAN’ı MUZAFFERBAKAN olarak anlıyor ve anıyorum. Bana tüm dünya demokrasi tarihinde 4 partisi kapatılan bir başka siyaset adamı gösterebilir misiniz? Allah yardımcısı olsun ve uzun ömürler versin. Şimdiye kadar böyle bir girişim olmadı ama şayet Cumhurbaşkanı GÜL, yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Sayın ERBAKAN’ı yaş haddinden ve sağlık nedenlerinden dolayı affetmeyi isterse dahi, bunun kabul edilmemesini diliyorum.


yavuz selim kurt

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::