25/12/2008 · Kategori: Resimler

***GÖNÜLDEN DAMLALAR***

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/12/2008 · Kategori: Resimler

***GÖNÜLDEN DAMLALAR***

***GÖNÜLDEN DAMLALAR***

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

6/6/2008 · Kategori: Resimler

Fethin 555. Yılı Kutlaması Muhteşemdi


Fethin 555. Yılı Kutlaması Muhteşemdi

















































Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/5/2008 · Kategori: Resimler

İçaçıcı bir Kaç resim

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/5/2008 · Kategori: Resimler

Mardin

Dünya Miras Listesinde yer alan, Mezopotamya'yı seyreden tarihi kent; Mardin...




 

Mardin kitaplara sığmayacak kadar derin kültüre sahip bir ilimiz, konunun MÖ.8000 yıllarına dayanan tarihi yönü bir tarafa Urfa-Viranşehir yoluyla gelip de Kızıltepe kavşağından dönerek yükselmeye başlayınca karşınıza bir tablo gibi çıkan çarpıcı özellikteki kent, kiremitsiz evleri, basamaklı, daracık gizemli sokaklarla birbirlerinin havasını, ışığını kesmeyecek şekilde sırt sırta binerek kaleye doğru tırmanıyor.

 

 

Özellikle akşam güneşinde ışığı arkanıza alıp da, eski Mardin kentinin karşısına geçip adeta bakıştığınızda, kent sizi, siz kenti seyrediyorsunuz! Cephesi size dönük tamamını bir defada görebildiğiniz ender yerleşimlerden biri olan kent aslında uçsuz bucaksız uzanan Mezopotamya'yı seyrediyor, biz araya giriyoruz!. Fakat bu seyir ne bir saate, ne bir güne, ne de daha fazlasına sığacak gibi değil. Günün değişik zamanlarında, mevsimsel ışık efektlerinin sihiri ile her saat başka görünen Mardin de akşam güneşinin kızarttığı gökyüzü ve evlere yansıyan sarartısı içinde ilk dikkati çeken görkemli kale eteğinde omuz omuza vermiş motiflerle süslü kesme taş evlerin dayanışması arasında sivrilen minareler, kiliseler, farklı mimari yapı tarzı oluyor.
Apartman dokusu hakimiyetindeki illerden gelenler için bu görüntü ilk kez Mardin'i görenlerde değişik duygular yaratıyor. Araç giremeyen, çöp toplama dahil taşımacılığın at, eşek, katırlar ile yapıldığı basamaklı sokaklarda yürürken, kemerler altından geçilen dehlizler ilk kez gelen ziyaretçileri hayretler içinde bırakabiliyor! Kapı üstü süsleri, kapı tokmakları, pencereler gibi detaylara dalarsanız kent gezisi içinden kolay kolay çıkabilmeniz hiç mümkün olmuyor ! Yine de Mardin'e gitmeden önce bu ili tanıtan kitaplar okumalı, açıkçası tarihini, coğrafyasını, kültürünü çalışıp gitme ihtiyacı duyuluyor.

 

 

Güneydoğu acılı kebapları ün şalmış. Bölgenin pul biberleri hediyelikler arasına bile girmiş Pul biberlerle lezzetlenen patlıcanlı kebapların yanı Mardin mutfağının lezzetleri arasında iştah açan nar ekşili acılı, baharatlı salatalar, Kitel adıyla anılan içli köfte, bir tür dolma olan mumbar, taze etten yapılan domatesli Mardin güveci, doğal ortamda beslenmiş kuzu ve oğlakların kol kısmından içine iç pilav doldurulup dikilmesi ve uzun süre buharda pişirilen kaburga dolması, şenbuzek adı verilen lahmacunlar, alinazik, irmik helvası, zerde, sütlaç, yoğurt tatlısı, doyurucu olduğu kadar hazmettirici bir kahve türü olan mırra ile son bulan yemekler yöresel özellikler taşıyor






Mardin şehir merkezi

 


Mardin Kalesi

 


Mardin evleri

 


Mar Mihail Kilisesi

 



--

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/4/2008 · Kategori: Resimler

Acısıyla Tatlısıyla Zanzibar

Hint Okyanusu’nun ortasında yeşillikler arasında saklı bir ada Zanzibar. Tanzanya’ya bağlı 2 adadan oluşan özerk bölge, doğal güzelliği ile görenleri hayran bırakır kendine. Portekizli Denizci Vasco Da Gama’nın Hindistan dönüşü uğradığı yerlerden birisi Zanzibar.

8. yüzyılda Arap tüccarlar adaya gelmişler ilk olarak ve yerleşmişler bu topraklara. 1832 yılında Umman Sultanı, başkenti Zanzibar’a taşımış. O dönemde altın devrini yasayan Umman Sultanlığı, Somali’den Mozambik’e hatta Afrika’nın iç kesimlerine kadar kendi gücünü hissettirmiş.

Zanzibar, topraklarında yetiştirilen baharatları ile o kadar ün salmış ki bir zamanlar adına Baharat adası denilir olmuş. Zengibar, bizim dilimizde de zamanla Zenzibar sonrasında da Zanzibar’a dönüşmüş. Tıpkı bir dönem ismi Kamer adaları olan Comor adaları gibi.

 

Okyanus üzerinde Zanzibar’a doğru yol alırken eğer havada rüzgâr da yoksa durgun okyanus sularının arasından deniz altı dünyası size kapılarını aralar. Suyun berraklığı sizi balıkların dünyasında yolculuğa bile çıkarıverir. Buralar deniz altı dünyası meraklılarının daldıkları popüler yerlerdenmiş.

Yük gemileri ve balıkçı tekneleri okyanusu kıyı boyunca kaplamış. Halkın geçim kaynağı balıkçılık ve turizm olunca teknelerin çok sayıda olması anlam kazanıyor. Karşı adalara teknelerle sürekli bir turist akını söz konusu.

Zanzibar’a ayak basar basmaz hemen kıyıda bir yapı dikkati çeker. Araplar tarafından inşa edilen Arap kalesi zamanında Portekiz saldırılarına karşı yapılmış. Bina bir dönem adanın en yüksek binasıymış. Kalenin hemen yanı başında Beyt-ül Acayip olarak adlandırılan Zanzibar’ın en acayip evi yer alıyor. Zanzibar adasında elektriğin ve asansörün ilk kullanıldığı ev olmasından dolayı adını “Beyt-ül Acayip” koymuşlar. Beyt-ül Acayip sömürge döneminin başlamasıyla İngiliz valisinin konutu olmuş. Simdi ulusal müze olarak kullanılıyor.

Zanzibar’da siyahî insanların yanı sıra, Arap ve Hint asıllı insanlar da yaşıyor. Yüzde 99’u Müslüman olan bu yerde insanlar, medrese eğitimine büyük önem veriyor. Dini yaşama hassasiyeti yüksek olan bir toplum var adada.

Ada mimarisinde genel olarak Arap etkilerine rastlıyorsunuz. Daracık sokaklar, süslü dış kapılar, baharat kokulu çarşı ve pazarlar hep o eskinin ihtişamından arkada kalanlar. Kapıların gösterişli ve süslü oluşu, ev sahibinin ne kadar varlıklı olduğunu anlatıyormuş eskiden Arap kültüründe. Hâlâ bu gelenek devam ediyor adada. Bu sebeple bir banka binasının kapısını, son derece süslü, ağaç oymacılığının en muhteşem hali ile görmeniz mümkün.

Zanzibar’ın irili ufaklı adacıkları var etrafında. Onlardan birisi de üzerinde kara kaplumbağalarının yaşadığı Çangu adası. Adada gezmeye başlayınca hemen her yerinin kaplumbağalarla sarılı olduğunu görürsünüz. Ancak bu kaplumbağalar bizim bildiğimiz kaplumbağalardan biraz farklı. Cüsseleri büyük, kiloları ağır. 300 kilogram gelen kara kaplumbağalarını görmek mümkün. Zaten ağır yürüyen bu hayvanların kiloları da artınca yürüyüşleri daha da ağırlaşmış. Bu kaplumbağaların bir özelliği de çok uzun seneler yaşayabilmeleri. Yaklaşık 150-200 yaşını görüyor ada kaplumbağaları.

Daracık, baharat kokulu sokaklarında kurulan pazarların keyfi de bir başka buraların. Hava sıcak olunca ellerinden geldiğince güneş ışığını kesmek için ellerine geçen örtülerle pazarın üstünü kapatmaya çalışmışlar. Tezgâhları, yemeklik muzlar, mangolar, kasavalar, ekmek meyveleri ve hindistancevizi gibi tropikal meyve ve sebzeler süslüyor. Bu sabit pazarların oluşu da canlı bir hayatın sürüp gitmesine neden oluyor Zanzibar sokak aralarında.

Çok büyük baharat bahçeleri var Zanzibar’da. Hatta Araplar adanın diğer ismini de baharat adası olarak koymuşlar. Adanın baharat bahçeleri de turistlere açık. Bir baharat bahçesinden içeri daldınız mı kendinizi kaybetmemeniz imkânsız. Birbirinden farklı binlerce baharatın arasında kokulardan mest oluyorsunuz. Bir rehber eşliğinde de gezebileceğiniz bu baharat bahçelerinde, rehberiniz tek tek bahçe içerisinde yer alan bütün baharat çeşitlerini size tanıtır. Özelliklerini ve nerelerde kullanıldıklarını öğrenme fırsatı bulursunuz. Karanfil, tarçın, vanilya, karabiber, safran, zencefil… devam edip gidiyor, ismini bilmediğiniz türden baharatlara kadar. Bu bahçelerde hoşunuza giden baharatlardan alma şansınız da var.

Bahçe içerisinde gezerken size hindistancevizi ikram etmek isteyen çalışanlar çıkabilir. Sıcak havada hem susuzluğunuzu giderir hem de serinlersiniz. Bahçede bulunan dalsız budaksız hindistancevizi ağaçlarına çok rahat bir şekilde tırmanan yerli insanları görmek bile bir şölen havası yaşatır size. 20-30 metre yüksekliğindeki ağaçlara ayağına doladığı iple, dilinde bir şarkıyla tırmanıveriyor yerli Zanzibarlı. Ağzınız açık seyrederken bir de bakmışsınız Zanzibarlı inivermiştir dik, yüksek ağaçtan, çıktığı gibi aynı rahatlıkta. Ada sıcağında soğutulmuş bir bardak hindistancevizi suyu içinizi ferahlatmaya yeter de artar bile.

Ada içerisinde “dala dala” denilen dolmuşlarla seyahat ediliyor. Kamyonetin kasa kısmına karşılıklı oturaklar yapılmış ve ortaya Zanzibar usulü dolmuşlar çıkmış. Hiç cam, pencere yok yolcu taşıyan arka kısımda. Dala kelime anlamı olarak 5 şilin demek. Eskiden bu dolmuşlar yolcuları şehiriçi 10 şiline taşıdığından insanlar iki 5’er şilini yan yana getirmişler ve olmuş bu dolmuşların ismi “dala dala”. Şimdi ise fiyatlar tabii yukarıya fırlamış ama bir kere isim konmuş.

 

Okyanus kenarında çocuklar alabildiğine serbest. Sabahtan gece geç saatlere kadar suyun içinde oynuyor, yüzüyorlar. Güneşin batması onlar için bir şey ifade etmiyor, suyun güzelliğini doyasıya çıkarmak istiyorlar.

Güneş batıp akşam olunca Beyt-ül Acayip’in önünde bulunan Forozani denilen yerden yemek kokuları yükseliverir. Her türlü deniz ürününü pişiren bu açık hava lokantaları gelen turistlerin en uğrak noktalarıdır. Zanzibar usulü pizzadan kızartılmış muzlara kadar geniş bir alanda hizmet veren bu lokantalar, farklı tatlar denemek isteyen turistlerin en son duraklarından. Bu açık hava lokantalarında pişen yemeklerin temizliği hiç önemli değil gelen turist için. Onlar için önemli olan ülkelerine dönerken yaşadım diyebilecekleri ne kadar farklılık varsa bunu yaşayabilmiş olmaları. Bu farklılıklardan biri de bugüne kadar hiç tatmadıkları adını bile duymadıkları yiyeceklerin tadına bakmak, keyifli bir akşam geçirmek.

Festivaller dönemi Zanzibar’ın en hareketli günlerini oluşturur. Sokak ve meydanlarda dans eden, şarkı söyleyen insanlar renkli bir görsel şölen sunar ziyaretçilerine.

Kenya’ya 1585’li yıllarda tek Kadirga’yla gelen Emir Ali Bey komutasındaki Osmanlı askerleri ta Zanzibar’a kadar ulaşmışlar ve buralarla ticari ilişkiler kurmuşlar. Sonraki yıllarda Cennetmekan II. Abdülhamid Han, ta Zanzibar’dan Müslüman gençler davet etmiş İstanbul’a ve bu gençler İstanbul’da eğitim görmüşler. Hatta 1876-1909 yılları arasında İstanbul’da kalan Ahmet bin Samit bunlardan sadece biri. Samit aynı zamanda II. Abdülhamid’den başarılarından dolayı bir nişan bile almış. İşte Osmanlı’da eğitim alan bu gençler, ülkelerine döndüklerinde tıpkı bir Osmanlı elçisi gibi çalışmışlar. Ahmet bin Samit, Zanzibar’ın en önemli âlimlerinden biri haline gelmiş. Daha yakın tarihlere kadar hutbelerde Osmanlı sultanlarının isimleri zikredilmiş bu topraklarda.

İstanbul’daki bir camiden esinlenerek inşa edilmiş 1925 tarihli bir bina olan Peace Memorial Müzesi, Barış Hatırası müzesi olarak kullanılıyor şimdi.

Yüzde 99’u Müslüman olan Zanzibar’da kiliselerin nüfusa oranla çok olması dikkatlerden kaçmıyor. Kiliselerin hepsi de Batılı sömürge dönemlerinde yapılmış. Bir dönemin köle pazarının hemen kenarına bir kilise dikmiş onlar. Misyonerlik faaliyetleri de yine bu Batılı sömürge dönemlerinde çok ciddi anlamda artmış. Dr. David Livingstone da bu misyonerlerden biri. Hem doktor hem de Hıristiyan misyonerlerinden olan Livingstone, Hıristiyanlığı yaymak için gelmiş bu topraklara. Londra Misyonerler Derneği’ne üyeymiş.

Fakat bütün bu misyonerlik faaliyetlerine rağmân Müslüman halk dinine daha da sarılmış ve misyonerlik faaliyetleri başarısız kalmış.

Saim ORHAN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

23/4/2008 · Kategori: Resimler

23 Nisan'dan Güzel Görüntüler

İşte Coşkunun Fotoromanı:

internethaber

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::