19/5/2008 · Kategori: SagLIk

ZEHİRLENİYORUZ


ZEHİRLENİYORUZ

Kimyasal atıklar, kanserojen ürünler, hormonlar, genetiği değiştirilmiş gıdalar, zararlı katkı maddeleri, cep telefonu ve diğer elektronik eşyalardaki radyasyonlar gibi zehirli kimyasallar, insan sağlığını tehdit ediyor.

- Analiz Dosya - Ahmet Zeki Gayberi

Yiyecek ve içeceklere konan 15 bine yakın katkı maddesi var. AB, birliğe üye ülkelerde bunları yasaklarken, Türkiye kendi insanının sağlığını güvence altına alan yasal korumaları sağlayabilmiş değil. Özellikle gıda üreticilerinin ölümcül oyunlarına, Sağlık ve Tarım Bakanlığı’nın yeterli derecede önlem almaması tepki topluyor. Şirketlerin, bitmek tükenmek bilmeyen rant hırsıyla ölüme davetiye çıkaran çirkin rekabetinin kurbanı ise tüketiciler! Gıdadan temizliğe, giyimden teknolojiye kadar insanı sadece tüketen bir obje olarak ele alan vicdansız rekabet hırsı, kitlesel ölümlere neden olabilecek bir piyasa çemberi oluşturdu.

Kimyasal atıklar, kanserojen ürünler, hormonlar, GDO (Genetiği değiştirilmiş) gıdalar, zararlı katkı maddeleri, yiyecek, içecek, giyecek, mobilya ve temizlik ürünlerindeki kimyasallar, cep telefonu başta olmak üzere elektronik eşyalardaki radyasyonlar gibi insan sağlığını tehdit eden zehirli kimyasallarla ilgili olarak her gün yeni bir dehşet verici haber dinliyor ya da gerçeği öğreniyoruz. Üstüne bir de dünya ilaç tekellerinin Türkiye’de düşük gelirli insanları kobay olarak kullanması gibi haberler vatandaşların tedirginliğini had safhaya çıkarıyor. Sadece yiyecek ve içeceklere konan 15 bine yakın katkı maddesinden yüzlercesi sağlığa zararlı ve AB standartlarına göre içeriğinde bu katkı maddeleri olan ürünlerin Avrupa ülkelerinde satışı yasak.

Vicdansız rekabet hırsı

Ancak Türkiye, birçok konuda olduğu gibi bu kanserojenler ve kimyasallarla ilgili standartlarını belirleyebilmiş ve kendi insanının sağlığını güvence altına alan yasal korumaları tam olarak sağlayabilmiş değil. Özellikle çok uluslu şirketlerin, uçsuz bucaksız rekabet pazarında, ayakta kalabilmek ve daha geniş kitlelere ulaşabilmek için, bitmek tükenmek bilmeyen para ve rant hırsıyla, insan sağlığını günden güne hiçe sayan ve ölüme davetiye çıkaran tehlikeli ve çirkin bir rekabet pazarı kurduğuna şahit oluyoruz. Bu rekabette, trans yağlar, kimyasal ürünler, zehirli katkı maddeleri ile temizlikten, giyime ve gıdaya kadar insanı sadece tüketen bir obje olarak ele alan vicdansız rekabet hırsı, kitlesel ölümlere neden olabilecek bir piyasa çemberi oluşturdu. Cep telefonlarından, gıdaya, temizlik malzemelerinden içeceklere kadar sağlıksız, zararlı ve hatta riskli beslenme ve yaşam tarzı her geçen gün yükselirken, insanların bu konuda ilgisiz ve pasif kalması, halk sağlığını hiçe sayan ahlaksız şirketlerin de ekmeğine yağ sürüyor. Özellikle gıda sanayinde şirketlerin, insan sağlığını tehdit eden ölümcül oyunlarına, Sağlık ve Tarım Bakanlığı’nın yeterli derecede önlem almadığına şahit oluyoruz.

Gıda denetimi niçin Tarım Bakanlığı’nda?

Geçtiğimiz yıllarda gıdada Sağlık Bakanlığı’nın yetkilerinin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na devredilmesine ilişkin protokol imzalandı. Mevzuat uyarınca, gıda üretim yerleri Tarım ve Köy İşleri, satış yerleri ise Sağlık Bakanlığı ve belediyeler tarafından denetleniyor. Yasaya göre, Sağlık Bakanlığı sadece içme suları ve tedavi amaçlı gıdaların üretim ve ticaretinde yetkili! Türkiye’de faaliyette olan 27 bin gıda sanayi işletmesinin 10 bini denetlenemiyor. Bunun nedeni de sadece 17 bininin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın gıda siciline kayıtlı olması!

Kolalı içeceklerdeki büyük tehlike

Özellikle gençlerin büyük ilgi gösterdiği ve adeta bağımlılık yapan gazlı, kolalı ve sodalı içecekler de büyük risk taşıyor. Bu içecekler, gençlerin yeterli vitamin almalarını önlediği gibi aşırı tüketenlerde, özellikle 02-17 yaş gurubunda vücudun yeterli oranda A vitamini almasına mani olduğundan, gözler başta olmak üzere vücudun savunma sisteminin güçlenmesini engelliyor ve vücudun karbondioksit yüklenmesine neden oluyor.

“Archive of Pediatrie and Adolescant Medicine” dergisinin Raporu: Gazlı içecekler, kemik gelişimini engelliyor

“Kolalı içecek tüketen 02-17 yaş grubundaki çocukların yeterli derecede mineral ve kalsiyum alamadıkları, bunun da kemiklerin güçlenmesine ve gelişmesine engel olmaktadır.  Ayrıca 06-17 yaş gurubunun kolalı ve sodalı içecekleri fazlaca tüketmelerinin, magnezyum eksikliğine yol açtığı, bunun da vücutta bir çok dengeyi altüst ederek gelişmeyi yavaşlattığı hatta durdurduğu anlaşılmıştır. 2001 şubat ayında Boston çocuk hastanesi ecza bölüm başkanlığı tarafından yapılan bir araştırmada da araştırmada, şekerle tatlandırılmış kolalı ve sodalı tüketimlerin çocukların gelişmesinde zararlı rol oynadığı tespit edilmiştir. Boston çocuk hastanesi çeşitli yörelerden ve okullardan  07-11 yaş gurubunda 548 öğrenciyi Massachusetts’ta bir araya getirmiş ve 19 ay incelemeye almış, yaptığı klinik incelemelerde bu sonuç kesinlik kazanmıştır.

KATKI MADDELERİ

Bir katkı maddesi gıdada kullanım için uygulandığında bir E kodu ve numarası ile işaretlenir. E koduyla tanımlanan katkı maddeleri gıdaların tüketicilere sağlıklı bir yolla ulaşabilmeleri amacıyla bileşimlerinde bulunması gerekli olan maddelerdir. Her bir gıda katkısı kategorisi bir numara aralığında sınıflandırılır. Antioksidanlar 300 aralığında, koruyucular 200 aralığında, tüm renklendiriciler 100 aralığında, emüsifiye ediciler, stabilizerler, kıvam arttırıcılar ve jelleştiriciler 300 ve 400 arasında bulunurlar. Gıdalarda geçici olarak kullanıma izin verilen katkılar aynı seride E numarası olmadan sıralanır. Besinlere katılan ve "katkı maddesi" olarak anılan kimyasal katkıların sayısı günümüzde 3 bin 500’e, yarı kimyasal maddelerin sayısı ise 100 bin sınırına yaklaşmış durumda. Bunların bir çoğu halen yasal prosedürler gereği daha zararlarının ortaya çıkma süresi tamamlanmadığından veya zararları ancak uzun vadede anlaşılabileceğinden dolayı yoğun olarak gıda maddelerinde kullanılmaya devam ediyor. Kanser, yüksek tansiyon ve ona bağlı rahatsızlıklar, astım, alerji, kansızlık, migren, çeşitli baş ağrıları, beyin dokularında bozukluk, sindirim sistemi bozuklukları, mide ve kalın barsak kanserleri gibi bozukluk ve hastalıklara yol açan katkı maddelerinin ülkemizde tüketimi yılda 3 kg. civarında.  Konservelerde kullanılan anti-mikrobial tesirli benzoik asit ve tuzları aynı zamanda margarinlerde, sofralık zeytinlerde, reçellerde, gazlı ve gazsız içeceklerde mamulün ömrünü uzatmak amacıyla kullanılıyor. Genetik müdahale görmüş, parlatılmış, irileştirilmiş, dış etkenlere, iklime, böceklere ve hastalıklara karşı suni olarak korunmuş sebze ve meyveler de albenili görüntülerinin arkasında büyük riskler taşıyabiliyor. Kremalı bisküviler, kekler, ketçap ve mayonezler, etsu / tavuksu konsantre tatlandırıcılar, turşular, hardallar, salçalar, poşette şoklanıp, dondurulmuş gıda ürünleri ve şekerlemelerde de, raf ömrünü uzatmak, canlı hale getirmek, renklendirmek için insan sağlığını hiçe sayarak hazırlanmış ne olduğu belirli belirsiz maddeler, karışımlar, kimyasal bileşimler bulunuyor.

MSG katkısı zehirliyor!

MSG (Mono Sodyum Glutamat) isimli katkı maddesi, içine konulduğu yiyeceklerin tadının beyin tarafından güzel algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu her yiyeceğe konuluyor. En berbat ürünlere bile bu nedenle MSG konuluyor. MSG’nin sağlığa zararları ile ilgili bir rapor Dünya Sağlık Örgütü’ne sunulmuş durumda.

MSG’nin zararları

- Sinir hücrelerine zarar veriyor. Yol açtığı hastalıklar merkezi sinir sistemi tahribati ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi).

- Retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)

- Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite

- Büyüme hormonu baskılanması

- Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet

- Böbrek ve karaciğerde hasar

- Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor yani bebek de aynı etkilere maruz kalabiliyor.

- Piyasadaki hemen hemen tüm cipslerde bu madde var.

Ekmekteki tehlike!

Dünya’da en çok ekmek tükten toplumların başında geliyoruz. Ancak son yıllarda ekmek şikayetleri hiç gündemden düşmüyor. Ekmek düzenli tüketilen bir temel besin maddesi olması nedeniyle aşağı yukarı tüm tüketicilerin bu konuda tedirgin.

- Ekmeklik unun üretiminde un fabrikalarında beyazlatma amaçlı olarak kullanılan ve kanserojen madde olduğu belgelenen “benzoil peroksit” maddesinin yasaklanmaması nedeniyle un fabrikalarının yarısı tarafından halen kullanılıyor.

- Fırınların un depoları nemli ve saklama koşullarına uygun değil.

- Ekmek üretiminde hijyen koşullarına riayet edilmiyor.

- Sağlıksız ve yasal olmayan katkı maddeleri kullanılıyor.

Aldığımız nefes bile kirli!

Son yüzyılın önemli sorunlarından biri de hava kirliliğinin yaratmış olduğu sağlık problemleri. Çocuklar hava kirliliğinin olumsuz etkilerine erişkinlere göre çok daha açık. Çocukların akciğerleri gelişim süresinde olduğundan, bu dönemde havadaki toksik maddeler onları daha olumsuz etkiliyor. Arabaların çoğalması ile egzos dumanının ve sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğinin artması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi irritan gazların solunması solunum yollarını duyarlandırarak astım gibi allerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırıyor. Allerji riskini arttıran sadece kirli hava da değil. Şehirde yaşayan daha hijyenik ortamlarda büyüyen çocukların mikroplarla daha az karşılaşması sonucu savunma sisteminin dengesi bozularak allerjik hastalıkların gelişimi kolaylaşıyor. 1990’lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değişmesi, evlerin birçoğunun halı ile kaplanması sonucu ev tozu akarlarının artması da allerji gelişimini destekliyor.

Hormonlu gıdalar çocukları vuruyor!

Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden oluyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklar hormonlu gıda terörünün tehdidi altında. Metabolizma değişikliği yaratan hormonlu gıdaların yarattığı gelişim bozukluklarının başında obezite geliyor. Hormonlu gıdalarla beslenen çocukları ilerleyen yıllarda bir sürü hastalık bekliyor.

Hormonlu gıdaların yol açtığı hastalıklar

Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağrısı, egzama, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, bağışıklık sisteminde zayıflık, otoimnun hastalıklar, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, safra taşları ile kanser. Öyle ki Belçika’da yapılan bir araştırma, tarımda kullanılan bazı ilaçların östrojenik etkiyi artırarak kız çocuklarda erken adet, erkek çocuklarda meme büyümesi yaptığını ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle okul kantinlerinde bu tür gıdaların satışının yaygın olduğunu, velilerin çocuklarına meyve suyu yerine süt ve taze meyve vermesi gerektiğine işaret ediyor.

ZARARSIZ KATKILAR

E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126, 130, 132, 140, 151,152,160,161, 162, 163, 170, 174,175, 180, 181, 200, 201, 202, 203, 203, 236, 237, 238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 408, 410, 411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475, 480

ŞÜPHELİ KATKILAR

E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605 E220, 221, 222, 223, 224, 338, 339, 340, 341, 460, 461, 466, 407 (mide ve bağırsak hastalıkları riski) E200, (Vitamin B12’yi yok etme riski) E250, 251, 320, 321 (kalp damar hastalıkları riski) TEH

TEHLİKELİ KATKILAR

E102, 120, E311, 312 (Nörolojik hastalıklar)

KANSOREJEN KATKILAR

E330, E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217. AB ülkelerinde yasaklanan E211, (Sodyum Benzoat) bazı ketçap markalarında, E123 ise bazı renkli draje çikolata ve kaymaklı bisküvilerde halen kullanılıyor.

Mehmet Şevket Eygi:

Topluma karşı kimyevî    ve tıbbî soykırım 

Türkiye halkının yarıdan fazlası hasta, tedavi görüyor, ilaç yutuyor. Uzmanlar uyarıyor: Böyle giderse on-yirmi sene sonra halkın yarısı kanser olur... Türkiye halkı sinsi bir soykırım ile karşı karşıyadır. Bu, kimyevî ve tıbbî bir soykırımdır. Halkın gıda maddelerine ve meşrubata 300’den fazla kimyevî madde karıştırılmaktadır. Kimyevî boya maddeleri. Kimyevî koruyucu maddeler. Kimyevî renklendiriciler. Kimyevî koyulaştırıcılar. Daha neler neler. Bu bir kimya savaşıdır. Türkiye halkının temel gıda maddesi olan ekmeğin en kıymetli kısmı olan kepeği atılmakta; halka bembeyaz nişasta ve glüten yedirilmektedir. Ekmeklerimizde dört kimya maddesi vardır. Türkiye topraklarının çok büyük bir kısmı kimyevî gübrelerle kirlenmiş, zehirli hale getirilmiştir. Meyve ve sebzelerde aşırı miktarda hormon vardır. Cep telefonları başta olmak üzere bir sürü elektrikli ve elektronik eşya halkımızı elektromanyetik alanlar ve dalgalarla kucaklamıştır. Cep telefonu hemen öldürmez. On sene, yirmi sene sonra kokusu çıkar. Kıvrandırarak öldürür. Uluslararası dev ilaç fabrikalarına daha çok hasta, daha çok müşteri, daha çok ilaç tüketimi, daha çok kâr lâzımdır. Bilinçsiz şekilde atılan kullanılmış piller bile bu ülkeyi ve halkını zehirlemeye yeter de artar. Denizdeki balıklar, gökte uçan kuşlar bile zehirlenmiştir. Yolların kenarındaki tarlalar, bahçeler, bostanlardaki ürünler zehirlidir. Haşaratla mücadele için sıkılan kimyevî maddeler zehirlidir. Halkımız bu konularda etkili bir şekilde uyarılmalıdır.”

Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya:

Halk, teslim olmuş durumda!

Gıdalara katkı maddesi olarak, emülgatör, düzenleyiciler ve hormonlar katılıyor. Tüketim arttıkça, üreticiler tüketimi karşılayabilmek için Tarım Bakanlığının da izniyle katkı maddelerini kullanma yoluna gitti. Ancak Bakanlığın gerekli periyodik denetimleri yapmaması, katkı maddelerinin giderek aşırı dozda kullanılmasına yol açtı. Aşırı katkı maddesi kullanımı da insan sağlığını olumsuz etkileyip hastalıklara neden olmaktadır. Halk, katkı maddeleri konusunda bilince sahip ancak ekonomik şartların da etkisiyle teslim olmuş durumda. Avrupa Gümrüğü’nden dönen bir ürün,  Türkiye’de rahatlıkla satılabiliyorsa bu Tarım Bakanlığı’nın bir zaafıdır. Tarım Bakanlığı’nın insan sağlığını tehdit eden maddelerle ilgili denetimleri çok yetersiz. Bakanlığın, Tüketiciler Birliği’nin nazarında maalesef değeri kalmamış ve güvenilirliği bitmiştir!”


Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

15/5/2008 · Kategori: SagLIk

Limon Hastalıklara Birebir!

Limon ilaç gibidir ve faydası sayılamayacak kadar çoktur. İşte ağızları sulandıran limonla ilgili müthiş bilgiler!

 


Limon C vitamini başta olmak üzere A ve B vitaminleri açısından zengin bir besindir. Meyvenin içinde beyaz tohumları (çekirdekleri) yer alır. Bu tohumların biçimi oval ve bir ucu sivridir. Limon meyvesinin sıkılmasıyla elde edilen suyu, bazı çorba, yemek ve salatalara katılır. Limonatası yapılıp serinletici olarak içilir. Kimi sebze yemekleri ve reçeller yapılırken kararmamaları için içine limon suyu eklenir. Limon kabuğundan elde edilen esans, kozmetik maddeleri ve içki yapımında kullanılır.

LİMONUN FAYDALARI

Vücuda güç verir. İştah açıcıdır. Sindirimi kolaylaştırır ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir. İdrar söktürücüdür. Damar sertliğini ve tıkanıklığını önler. Kanı temizler ve kan dolaşımını kolaylaştırır. Soğuk algınlığı, nezle, grip ve öksürük şikâyetlerini azaltır. Mikrop öldürücüdür. Besin zehirlenmelerinde ve böcek ısırıklarında yararlıdır. Rahatlatıcı etkisi ile vücuttaki ağrıları hafifletir, ateşi ve tansiyonu düşürür. Mide bulantısını ve baş dönmesini giderir. Kansızlığa karşı etkilidir. Diş ve dişetlerini kuvvetlendirir ve dişleri beyazlatır. Sivilceleri ve nasırı azaltır.

LİMON NASIL KULLANILIR?

Daha çok Limonun suyu salata ve yemeklerde kullanılır. Ayrıca çiçeklerinden, kabuklarından ve yapraklarından da faydalanılır. Kabukları haşlanıp suyu içilirse vücudu kuvvetlendirir ve vücuttaki kurtları dökmeye yardımcı olur. Limon suyu ile gargara yapılırsa ağız, boğaz ve bademcik iltihaplarına iyi gelir. Limon, kabuklarıyla birlikte banyo suyuna sıkılıp bu su ile banyo yapılırsa kan dolaşımını hızlandırır ve cildi canlandırır.



http://www.haberalemi.net/haber_detay.php?haber_id=46549

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

10/3/2008 · Kategori: SagLIk

Kanserin Şifası/Çaresi Elma Kabuğu


Bilim adamları elma kabuğundaki şifayı ispatladı...

ABD'de yapılan laboratuvar araştırmaları elmanın kanseri önlediğini ortaya çıkardı. Prof. Dr. Hakkı Gökbel'in verdiği bilgiye göre elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı madde, kanserli hücrelerde çoğalmayı engelleyip öldürüyor.Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Gökbel, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını ifade etti.

Prof. Dr. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Gökbel, ABD'nin saygın üniversitelerinden Cornell Üniversitesi araştırmacılarının, elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünü tespit ettiğini vurguladı.

ETKİLİ İLAÇ ÜRETİLEBİLİR

Özellikle karaciğer kanseri, kalın barsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğundan izole edilen ''triterpenoids'' adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, ''Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı.

Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir'' dedi. Gökbel, ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kanser hastalığına yakalandığını, kanserli hastaların tedavisinin sağlık harcamaları içinde büyük bir yer tuttuğunu belirtti.

KANSERİN ANA SEBEBİ SAĞLIKSIZ BESLENME

Kanser vakalarının artmasındaki ana sebeplerden birinin sağlıksız beslenme olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökbel, şunları kaydetti: ''Özellikle meyve ve sebze tüketme alışkanlığının yeterli olmaması kanser vakalarının artışında etkendir. Akdeniz tipi beslenme, pek çok bilim adamına göre en sağlıklı beslenme tarzlarından biridir.

AKDENİZ DİYETİNİN ÖNEMİ

Akdeniz tipi diyetin en önemli özelliği, sebze ve meyve yönünden zengin olmasıdır. Kanserden korunmak için Akdeniz tipi beslenmenin ana ögesi olan sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir. Okullarda meyve, salata ve süt gibi gıdaların öğrenciler tarafından bol tüketilmelidir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

21/2/2008 · Kategori: SagLIk

Amasya Elmasının Faydaları



Amasya Elmasının Faydaları




Lezzetiyle ün yapan Amasya elmasının içerdiği zengin potasyum sayesinde kan basıncını düzenlediği, adalelerin kasılmasını önlediği, sinirsel uyaranların iletimini kolaylaştırdığı, kalp ve böbrek gibi hayati organların çalışmasına yardımcı olduğu ve ayrıca kolesterol düşürücü etkisi de olduğu belirtildi.
Amasya adıyla bütünleşen ve özelliğini yine Amasya'nın coğrafi yapısından alan misket elması, tüketicilerin karşısına Amasya elması olarak çıkıyor. Misket elmasının yetişmesi için ideal bir coğrafya ve iklime sahip olan Amasya Vadisi'nde boğazın esintisi elmaya farklı bir tat ve koku veriyor. Amasya elmasının en büyük özelliği bir yıl meyve verip bir yıl meyve vermemesi, bir yanı kırmızı ve bir yanı yeşil olması.

Amasya Valiliği, kentin tanıtımlarında da elmayı ön palana çıkartıyor. Amasya Valiliği'nden alınan bilgilere göre, ince kabuklu, hoş kokulu, sert ve dayanıklı olan Amasya elması, uzun süre saklanmaya elverişli. 2 türü olan Amasya elmasının daha küçük ve tatlı olanına misket elması, daha iri ve aşılı olanına ise kabak elması deniyor.
Elmanın içerdiği zengin potasyum sayesinde kan basıncını düzenlediği, adalelerin kasılmalarını önlediği, sinirsel uyaranların iletimini kolaylaştırdığı, kalp ve böbrek gibi hayati organların çalışmasına yardımcı olduğu ve ayrıca kolesterol düşürücü etkisi de bulunduğu ifade edildi. Posa, potasyum ve antioksidan içeren öğeler açısından da zengin bir meyve olan elmanın kabuğunun vücuda son derece yararlı olduğu, bu nedenle elmanın kabuğuyla tüketilmesinin daha doğru diş sağlığı için faydalı olduğu önerildi


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

21/2/2008 · Kategori: SagLIk

Prof. Dr. Sezgin Ünal: "Ekmek Zayıflatacak "

EGE Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim üyesi Prof.Dr. Sezgin Ünal, ekmeğin şişmanlığı tetikleyen bir yiyecek olmadığının artık kabul edildiğini ve diyetisyenlerin diyetlerde üç öğün ekmeğe yer vermeye başladığını söyledi.

Prof.Dr. ünal, "Ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yenirse şişmanlatmaz. Ama ekmeği makarnayla, pilavla, börekle yerseniz beslenmeyi tetikler. Artık memnuniyetle görüyoruz ki, diyetisyenlerin diyet programlarında ekmek var. Ekmek şişmanlama için potansiyel bir risk değil" dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı, Ege Obez Hasta Derneği, Ege Diyabetle Yaşamı Kolaylaştırma Derneği, Ege Osteoporozlu Hasta Derneği'nce ortaklaşa düzenlenen 6'ncı Halk Sağlığı Kongresi'nde 'Beslenme ve Sağlık' konulu panelde, Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim üyesi Prof. Dr. Sezgin Ünal'ın 'Sağlıklı beslenme ve ekmek' konulu sunumu, ekmek hakkındaki yanlış kanıyı değiştirdi.

Prof.Dr. Ünal, yaptıkları bir araştırmayla her çeşit ekmeği gramajı, su, kül ve tuz miktarları açısından incelediklerini, hiçbirinde standarta rastlanmadığını söyledi.
İzmir<******>'de günde 25-30 bin fazla ekmek üretilerek ciddi bir israf yaşandığını, Türkiye genelinde düşünüldüğünde bu israfın boyutunun çok büyük olduğunu belirten Prof.Dr. Ünal, ekmeğin satış ortamlarına da dikkat çekti. İzmir gibi Nisan- Ekim ayları arası sıcak geçen yerlerde ekmeğin camekana koyulup satılmasının sağlıksız olduğunu kaydetti. Ekmeğin yüzde 35-40 nem içerdiğini belirten Prof.Dr. Ünal, "Ekmek camekanlar içine konularak satılıyor. Hem havanın sıcaklığı, hem güneşe maruz kalıp daha da ısınan camekan içindeki ortam, küflerin, bakterilerin gelişmesi için ideal. Bu tür risklere karşı ekmek, satış ortamında hava alacak şekilde muhafaza edilmeli" diye konuştu.

Prof.Dr. Ünal, beyaz ekmekten kaçınılıp, kepekli, çavdarlı ekmek tüketimine yönlendirmenin nedenlerine de değinirken şunları söyledi:
"Çavdarlı, kepekli unla yapılan ekmekleri biz genellikle 40 yaş üstündekiler için tavsiye ediyoruz. Çünkü karbonhidrat, protein, amino asit, vitamin, mineral ve lifli maddeler buğday tanesinin tamamında mevcut. Beyaz ekmeğin yapıldığı 60-70-80 randımanlı unlarda öğütme sırasında bunların önemli bir kısmı kayboluyor. Yaşlılarda beslenme toplam kaloriden çok bağırsak fonksiyonları, mide fonksiyonları bakımından önem kazanıyor. Bu nedenle lifli gıdalar öneriyoruz. Mesela havuç bitkisel lif kaynağı olarak en iyisi, hububat açısından da yulaf kepeği ve yulaf birçok başka gıdaya lif kaynağı olarak da kullanılıyor. Biz ekmeği dolgu maddesi, doymak için kullanıyoruz. Yine normal unlarda da buğdayda bulunan besin hammaddelerinin önemli bir kısmı var. Ama özellikle 40 yaştan sonra insanların beslenmesine çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Örneğin lifli yemekler yediğimiz zaman ve bu şekilde tam tane unu kepekli, çavdarlı ekmekler tükettiğimiz zaman barsak fonksiyonları daha iyi oluyor, kabızlık önleniyor. Bu bakımlardan tavsiye ediyoruz."<******>

Ekmeğin şişmanlattığı tezlerinin de artık geçerliliğini yitirdiğini belirten Prof.Dr. Ünal, "Ekmek şişmanlatmaz. Günlük harcayacağı kaloriden daha fazla kalori alırsanız, bunu nereden alırsanız alın kilo alırsınız. Ekmek bileşiminde yağ olmadığı için beslenme açısından şişmanlatmayı en az tetikleyen bir madde. Ekmekte protein ve karbonhidrat var, bunların bir gramı 4 kalori veriyor. Yağ ise bunların iki misli, 9 kalori veriyor. Dolayısıyla ekmek yerken biz börek, makarna, pirinç, patates gibi karbonhidrat oranı yüksek gıdalarla birlikte alıyorsak doğal olarak beslenmemizi tetikliyor. Ama ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yendiği zaman kesinlikle şişmanlatmaz. Kalori oranlarına baktığımız zaman ekmek, aldığımız günlük kalorinin yüzde 20-30'unu bile tutmuyor. Maalesef ekmeği günah keçisi yaptılar. Diyette ekmek mutlaka bulunmalı. Son 5 yıla kadar diyetisyenler hep ekmek miktarını kısarken şimdi artık sabah, öğle, akşam bir-iki dilim ekmek öneriyorlar. Genetik, hormonal sorunlar dışında obezitenin nedeninin yanlış beslenme olduğu ortaya çıktı. Bu konuda bilinç yeni yeni yerleşiyor. Biz 50-60 yaşımıza kadar canımızın istediği gibi yaşıyoruz, sigara da içiyoruz, kilomuza da bakmıyoruz. Hastalıklar başlayınca nasıl kilo vereyim, bunu nasıl bırakayım, ne yapayım telaşına düşüyoruz. Ama önemli olan dengeli ve yeterli beslenmek, fazla enerji alsak bile bunu sporla harcamak" diye konuştu.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

20/2/2008 · Kategori: SagLIk

Plastik bardak kanser yapıyor

Plastik bardak kanser yapıyor
Prof. Dr. Selma Metintaş’tan korkutucu iddia:

Plastik bardak kanser yapıyor

Çay  ve kahve gibi içeceklerin konulduğu plastik ve köpükten yapılan bardakların sıcak bir maddeyle temas ettiğinde sıvı içerisine kanserojen madde bıraktığı bildirildi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selma Metintaş, Türkiye'nin, anayasasında da yer aldığı gibi çevre sağlığına önem veren ülkeler arasında olduğunu belirti.

Kanser tehlikesi...
Prof. Dr. Metintaş, plastik bardaklar içerisine konulan 70-90 derece sıcaklığındaki içeceklerin, içinde bulunduğu plastik malzemeyi ısı etkisiyle çözüp monomerlerine ayırdığını belirterek, bunun tehlikeli sonuçlara yol açtığını bildirdi. Monomerlerin insan sağlığına zararlarının bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Metintaş, şöyle devam etti: ''Bu monomerler tehlikeli kanserojen malzemelerdir. Köpük bardakların ısıya dayanıklılığı daha yüksektir. Ancak, daha yüksek ısıdaki sıvılar bu materyalin de çözünmesini sağlayabilir. Şu anda plastik bardaklardaki sıcak içeceklerin bazı kimyasal reaksiyonlara yol açtığını biliyoruz. Plastik ve köpükten imal edilen bardaklardan uzun süre sıcak sıvı içenler kanser tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.''

PAGEV: Tamamen komplo teorisi
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Selçuk Aksoy ise yapılan araştırmaların plastiğin insana ve çevreye zarar vermeyen, ayrıca tamamen geri dönüştürülebilir bir malzeme olduğunu kanıtladığını söyledi. Aksoy, şöyle konuştu:  ''Plastik tüketimi giderek tüm dünyada artıyor. Yaşamımızın her alanında karşımıza çıkan plastiğin tüketim oranının fazlalığı, ülkelerin gelişmişliğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Plastik bardakların kansere yol açtığı konusunda ise öne sürülen iddiaların bilimsel dayanakları bulunmuyor. Eğer plastik bardaklar kansere yol açsaydı tüm dünyada bu bardaklarla sıcak veya soğuk içecek tüketimi olmazdı.”

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

19/2/2008 · Kategori: SagLIk

İçimizdeki Tehlike

Prens Charles'in Türkiye ziyaretini herkes başka bir açıdan
değerlendirdi.Kimi için cami ziyaretleri, kimi için Mevlana hayranlığı,

benim için ise ayrılırken uçağına doldurduğu kasalar dolusu sebze

önemliydi.Koca Prens Türkiye'nin domatesine muhtaç değildi herhalde.

Öyleyse bir anlamı olmalıydı bu kasaların.
Evet, Prens yanılmıyorsam Kaz Dağı'nda kendisi için yetiştirilen organik

sebzeleri ülkesine götürüyordu.Meğer o civarda yaşayan birkaç aile sürekli kraliyet ailesinin sebzesini yetiştiriyormuş ve kraliyet ailesi sadece bu sebzeleri kullanıyormuş.

Meclis Başkanı Köksal Toptan'ın Kuzey Kıbrıs ziyaretinde Cumhurbaşkanı Talat ile aralarında şöyle bir konuşma geçtiğini hatırlıyorum;

Cumhurbaşkanı Talat, Toptan'a bir yemek sırasında "Türkiye'de en son
yediğim domateslerin tadı hala damağımda"
demişti.Bu konuşma üzerine

Toptan, Talat'a "En kısa zamanda size hormonsuz Anavatan domatesleri

göndereceğim" sözü vermişti.Meclis Başkanı Toptan kendisinden sonra

Kıbrıs'a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hormonsuz domatesleri emanet ediyor, Cumhurbaşkanı Gül de Toptan'ın bu masum ricasını yerine

getiriyordu.Meclis Başkanı Toptan'ın Ankara'da ancak bir hafta araştırma
sonucunda hormonsuz domates bulabildiğini de okumuştum o dönemde. Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?

Gelelim işin teknik meselesine.
Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda 115 bin kişi çalışıyor.70
tane

üniversitemiz, 30 tane ziraat fakültemiz, 50 tane tarım araştırma
enstitümüz, 10 bin işsiz ziraat mühendisimiz
var.Buna rağmen Türkiye

tohumda tamamen dışa bağımlı.Tek kelimeyle tohumun patro nu ise

İsrail.Domuz geni yerleştirilmiş domates, AIDS mikrobu bulaştırılmış kavun

haberleri biraz spekülatör olabilir ama İsrail tohumu olayının kesinlikle


öbür madalyon tarafı da var.İsrailli araştırmacıların, genleriyle
oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin

internet sayfasından okumuştum.İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile
bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli...

Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.Gelelim başka doğrulara. Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok. Yani İsrail'den bir defa


tohum almakla kurtulamıyorsunuz.Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir
gram altına denk oldu.Üstelik
İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık

isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız.

50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık
tamamen kullanılmaz hale
geliyor.Buna en güze l örnek Türkiye'nin patates

deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde

kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin

verilmemesidir.Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana

hastalığı bedava...Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede

zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor. Bütün bu acı tabloya
rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi
işletiliyor. Ne korkunç. Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak. Yoksa uluslar arası mahkemede yargılanacak!Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır. İkincisi de biz olacağız. 

 EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!!

Bülent TeLLi

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »