25/1/2009 · Kategori: makaleler

Çok Kolay Ölüyoruz...

Uludağ'da kaybolan çocuğu okudunuz. Saatlerce yaşam mücadelesi verdi. Yanında teknolojik yardımcısı cep telefonuna rağmen.

Bir türlü yeri tespit edilemedi.

Yetki tartışması girdi araya.

Babanın acı ile söylediğine göre, cep telefonunun yerinin tespit edilebilmesi için izin beklenmiştir saatlerce.

Akut'un aramasına izin verilmemiştir önce.

Vakit çok geçince çocuk bulunuyor ama saniyeler kalmıştır ölümün soğuk yüzünü göstermeye.

Göz göre göre ölümü ne zaman beklemiyoruz ki.

Bütün bu olaylar olurken yetkililer acaba kahve yanındaki hangi sohbete dalmıştır.

Akşamdan kalan televizyon dizilerinin rehavetinden uyanamamışlar mıdır?

Trafik kazalarında da yaralıları seyretmektedir insanlar.

Ambulansa ne kadar zor ulaşılır.

O ambulansın görevlilerine laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur.

Zira ahıret sorularına ne cevap vereceğinizi şaşırırsınız.

Ambulans tektir.

Hastanının durumu nasıldır, ağır mıdır, ya daha acil bir vaka olursa, sizin yaralıya giderken başka bir hayati vaka olursa.

Ama benim yaralım çok acil dersiniz, ambulans görevlisi lakayt biçimde o size göre acil der.

Beyninizin karıncalandığını hissedersiniz.

Bu hissiz, kılını kıpırdatmayan görevliler baskın çıkmıştır.

Sanki yüzlerce ambulansı hazır tutmak çok zor bir iştir.

Yaralınızın, hastanızın başında dövünür, çaresizce gözyaşı dökersiniz ama karşı tarafa laf anlatamazsınız.

O andaki sıkıntı hiçbir şeye benzemez.

Siz çırpınıyorsunuz bir şeyler yapmak için yaşam umudu iyice azalan hastanızın başında bir de böyle bir ambulans görevlisine laf anlatmak benim acı ile anımsadığım kötü hatıralardandır.

Kolay ölüyoruz.

Aynı şiddette depremde başka ülkeler kayıp yaşamazken biz yüzlerce ölü ile kapattık defterleri.

Binaları ucuza getirmek için malzemeden acımasızca çalan müteahhitlerin insafına terkedilmişiz.

Adamlar ne kadar ekmek o kadar köfte deyip ucuza daire sahibi oluyorsan ölüm sosunu da yanında alacaksın dercesine çürük binaları hiç vicdanları sızlamadan yapmaktalar.

Şimdi seçim zamanı.

Her yerden çekiç sesleri gelmekte.

Tuğlalar, biriketler, gece demeden kuvvetli projektörler altında üst üste konup kârlı hesaplarla anında yükseltilmekte binalar.

Çalma çırpma sanki genlerimizde var.

Onca kar ve yağış altındaki batı ülkelerinde ben birinin asfalt yollarının çöktüğünü görmedim.

Bizim yollarsa köstebek yuvaları gibi delik deşik.

Bir yağmur yağınca incecik döşenmiş asfalt çökmekte, büyük çukurlarda feci kazalar olmakta.

Adına kader denmekte.

Basit ihmallerle kaybettiğimiz onca canın hesabı nasıl verilecek büyük mahkemede kimse bunu düşünmemekte.

Hastaneler ayrı dram.

Büyük ameliyatlar başarı ile tamamlanmıştır ama hastaları enfeksiyondan kaybederiz.

Tıbbiye bitirmiş doktorlarımızın pisliği yüzünden.

Eğitim almamışlar ne yapsın.

Ellerinde kanlı, kirli eldivenlerle biyopsi yapan doktorları biri bana anlatmadı, gözlerimle gördüm.

İnsan sağlığı bu kadar ucuz, bu ülkede.

Soru sorduğu küçük kız öğrencisi bilemeyince; tekme atıp ayağını kıran öğretmeni okuduk geçen gün gazetelerde.

Cinayetlere ne kadar da idmanlıyız böyle.

Katiller ve hırsızların bu kadar artması da kaderimiz olmayabilirdi, eğer öğretmenler ezberleri peşine düşmeyip; öğrencilerini eğitebilse idiler.

Mine Alpay Gün

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »