8/3/2009 · Kategori: dini

Sen Yoksun Diye!

Sen Yoksun Diye!
İnsan, seninle anlam kazandı; seninle manasına kavuştu, varlık. Sen yoksun diye, yüzler gülmüyor; tahammül sınırını aştı hayat. Yokluğunu fırsat bilenler, kan gölüne çevirdiler dünyayı. Kuzey, güneyi eziyor; kara bulutlar çöküyor, semadan tüm evrene…

08/03/2009

Müjdecim!


İnsan, seninle anlam kazandı; seninle manasına kavuştu, varlık. Sen yoksun diye, yüzler gülmüyor; tahammül sınırını aştı hayat. Yokluğunu fırsat bilenler, kan gölüne çevirdiler dünyayı. Kuzey, güneyi eziyor; kara bulutlar çöküyor, semadan tüm evrene


Yaradan"ın üstünlük ölçüsü "takva" iken, "ne mutlu" ırklar türedi. İlahlık yarışına girenin biri, diğerine: “Sana, benden gayri özgürlük veren olmaz; benim istediğim kadar hürsün; ya sev, ya terk et!” inkarın daniskasıydı.


Yokluğunda sahte liderler dolaşıyor, sağda solda; “Kurtuluş bende!” diyor, her biri. Halklarını atıyorlar gayyaya bilerek, isteyerek. İzmler çöplüğüne döndü, dünya! İnsanı insan yapan değerler pazara düştü; dosta kurşun, düşmana gül.
“Küçük olsun, benim olsun!” diyen hasisler, "değerlerin iktidarı"nın değil, şahısların zaferinin peşinde; bu yüzden bir arpa boyu yol alamadık, senelerce. Tutulan yol hak olsaydı, çokluğuna rağmen zelil olur muydu, seni sevenler!

Kurtarıcım!


Coğrafyam kan ağlıyor; sen, üç binlik gücünle, Mute"de, çağın abd"sini devirdin; biz, kaç kat fazlayken yenik düştük haçlıya; "Zalimlere meyletmeyin; size ateş dokunur!" yüce emrini unuttuk; itibar aradık, Teksaslı Büyük Şeytan"ın sofrasında, tarihi kanla yazılmış Beyaz Reis"in masasında.
Ali'nin yasını tutan milyonlar,akıp giderken Kerbela"ya; coninin refakatinde (!), hangi menzile koştular? Sen olsaydın, toprağına, Kızılderili soykırımcısı necis ayaklar değer miydi?
Senin yurdunda, kız çocukları, toprak olmaktan kurtuldular; Ömer, seninle öğrendi adaleti, şefkati. “Diri diri gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!”
Hazro"nun belediye reisi, kan davasından canını zor atıyor, odasına; hani sen, kaldırmıştın tüm ilkellikleri; mesaj yerine ulaşmadı mı yoksa! Yaradan"ın şaşmaz terazisi: ”Bir millete olan kininiz, sizi, o millet hakkında adaletsizliğe sevketmesin!” iken, çıldırmış olmalı, eli silah tutan!
Suçların şahsiliğini sen getirdin; ama, dedesinin ihanetini torunlarından soran, yeryüzünün en ilkel düşüncesi, vatanımı elli ikiye böldü; sınır ötesi operasyona değil, "gönül ötesi operasyon"a susadı dünya! İnsana, sınır mı konurdu?


Efendim!


Selamı sen getirdin; "barış olsun" diye; lakin, zenginin ajandasında, orta direğin telefonu niye yok! Niye, bir milyonun Frenk kurşunuyla can verdiği Ruanda"ya, dünya sağır kesildi?
Gazze; Mekke"ye, Istanbul"a, Karaçi"ye, Sumatra"ya… ne kadar uzakmış meğer! Bunca telefon direği varken, neden sesi duyulmuyor; Kabil"in, Açe"nin, Grozni"nin…
Seni, benden kopardılar, ben de oyuna geldim; renklerimiz, ırklarımız, dillerimiz... Yaradan"dan, "tanışalım" lütfu iken; şimdilerde, "bana hakaret etme; tek, ne istersen vereyim" kanunu çıkıyor; meğer ne kadar da zayıfmışız! Muteber işler yapardık, bir zamanlar; fethe çıkardık dünyayı; korunmaya ihtiyacı mı vardı ismimizin! Gör, bak; kapıları açtık mı sonuna kadar, gönlümüz mazluma geniş, zalime dar!


Peygamberim!


Sen yoksun diye, yüz binlerin yuvası tarumar oldu; hani, sosyal devletti, yok yok yanıldım; "madem düştün buraya; öde, pek kutsal olan (!) vergilendirilmiş kazancını" diye, kadının hayatını kararttığı yetmiyormuş gibi…
Kapısına, "görev şuuru içinde (!)" vatan evladını dikmiş ki, soysuz tabelanın altında, kimse hır gür çıkarmasın; maaşı da "ırz" parasındanmış meğer! Anne, "cennet, ayakları altında olan"dı; çift anahtarla kapısını gizlice açıp, "gündüzünü saklayan" değil!
Her köşe başını, gayet resmi tefeciler tutmuş; bir bankanın yakasından kurtulan, diğerine yapışıyormuş; denize düşen….!
“Şeytanın pisliklerinden bir murdar!” iktidarın övünç kaynağıymış meğer! Ne kadar da gelişmişiz, bir bu kadar kravatlı gangster varken!
Çalış, daha çok çalış; kredi puanın eksiden artıya dönsün; bak, sokaktan, emekli parasını yeni çekmiş biri geçiyor. Abd aşkına sana yatırsın da alın terini, ödensin artık, şu dış borç faizi (!)
Artık çağ atladık; falcılık, varoşların sanatı değil; milyoner, bir o kadar da çağdaş kuşakların itibarı oldu, Çankaya sırtlarında. Yüzlercesi, "enayinin parası" deyip kaptı kaçtı oynuyor, hayal iklimlerinde.


Sana uymayan ölçü!


Sen yoksun diye, emeğin, alın terinin, göz nurunun yerini, "bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul" aldı; "daha üzerimize güneş doğmadı" nesli uzak değil!
Yirmi sene evvelinin bereketli akşamları yok artık! Yerini, sabahçı kahveleri aldı; oysa zaman, öldürülecek bir şey değil, kazanılacak bir şeydi! “Beş şey gelmeden önce, beş şeyin kıymetini bilin; dar vakitten önce bol zamanın…”
Sen, Nur otuz bir için, hainleri sürüp çıkardın Medine"den; biz, bu kadar milyon kadın, erkek; ….krasi oyunundan bekledik, iffet imtihanını!
Meğer tuhaf bir delilik haliymiş bizimkisi; komutandan ter akmadan, askerden kan akar mıymış! Mekke"de, senin askerin, açlıktan taş bağlamışsa karnına, senin karnında iki taş! “Onda sizin için güzel bir örnek vardır!”
Mazlumuz dedik; mağduruz dedik; zillet halini seçtik kısaca; mağdur fethe çıkamazdı, bilemedik; daha yürek ülkesini fethetmeden, nereye koşacaktık; başsız, nefessiz!
Senin çobanların vardı; her biri ruh ikliminde birer lider! "Dağdaki çobanla eşit miymiş!" Olamazdı ki! Çobanın Rabbi, ona tefekkür nimeti vermiş; çağın zavallısına da uzak bir hasret düşmüş, insanlıktan!


Hayat olsa teperim!


Hayat dediğin nedir ki, gün olur geçer; sana kavuşmaksa bir ömre bedel! Sen bir yana, dünya bir yana; sevginle nice asırlara!


TARIK SEZAİ KARATEPE

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

31/12/2008 · Kategori: dini

Siyonistleeeeer

Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek, ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek, ve karıları kirletilecek."

Düşünün, bu cümleler kime ait olabilir? Hangi akrep yuvasında doğmuş, yılan zehri emerek büyümüş ve sırtlanlardan eğitim görmüş kişiye ait olabilir?

Korkunç İvan'a  mi ait? Yoksa Hitlere mi? Drakula, Kurt adam, Kazıklı Voyvoda, Vampir'e mi yoksa Hindistan da İngiliz kumaşıyla rekabet eden, Hintli ustaların baş parmaklarını kestiren İngiliz komutana mı ait? (İngilizlerin bu cinayeti için bak: Mehmet Akif Ersoy, Kur'an'dan ayetler ve nesirler sayfa 226 Yüksel Yayınevi 1944 İstanbul)

Hayır, bilemediniz. Bu cümleler şu anda Telaviv'de, Vatikan'da, Newyork'da, Sinagog ve kiliselerde okunan Muharref Tevrat'ın İşaya 13/15-16 bölümünden alınmıştır.

Bunları sağduyuya çağırmak sağduyulu insanlara hakarettir.

Bin Ferhat bir araya gelseler, bir siyonistin taş bağrından bir damla gözyaşı çıkaramazlar.

Bunların merhamet damarları kurumuş.

Bin Kerem bir araya gelse bunların aslının kim olduğunu bilemezler.

Bunlar, kendilerini Firavunun köleliğinden kurtaran Musa aleyhisselama ihanet eden adamlar.

Bunlar, Hz. İsa'yı çarmıha germeye teşebbüs eden ve öldürdük diye bu güne kadar ve de kıyamete kadar peygamber öldürmekle iftihar eden insanlar.

Allah'a verdikleri sözü tutmayan insanlar bize verdikleri sözü mü tutacaklar.

Bazıları beş vakit namazında "Ğayril mağzubi aleyhim/Allahın gazabına uğrayanların yolunu istemeyiz" diye Fatiha suresini okuduğu halde bunları dost ve müttefik kabul ederken Allah'ın haberine kulak tıkadıklarını görüyorken siyonistler, kendi kimliklerini Allah'ın tarif ettiği şekilde ortaya koyunca bizimkilerin "Aldatıldım" numaralarına yatması insanlarımızı ikna etmeyecektir.

Yalnız bize verilen sözler değil, 1948 yılından bu tarafa Birleşmiş Milletler'in gözetiminde veya Avrupa Birliği'nin gözetiminde yapılan hiçbir anlaşmaya uymadığını dünya bilip dururken hâlâ senin başkanlığımda İsrail'in işkencelerini meşrulaştırma başkanlığını sürdürmenin ve sonunda "Aldatıldım" demenin ne anlamı olabilir?

Filistin'de katliam devam ederken, bedevi liderleriyle görüşmenin ne anlamı olabilir?

Adamların bütün paraları Amerika'da Yahudi bankerlerin bankasında yatıyor.

Adamların canını al ama parasını alma.

Bedevi liderler, kendi saltanatlarının devamı için halkının yarısını kendi halkına karşı casus olarak kullanırken seninle neyi niçin görüşsün?

Sen "Son otuz beş yılın en kanlı saldırısı niçin benim dönemimde gerçekleşti?" diye kendine bir soru sormazsın?

İsa aleyhisselam, bunlar hakkında:

"Siz ey yılanlar, siz ey engerek nesli! Cehennem hükmünden nasıl kaçacaksınız? Bunun için işte , size peygamberler, hikmetli adamlar ve yazıcılar gönderiyorum; siz  onlardan bazılarını öldürecek  ve haç'a gereceksiniz; ve bazılarını  havralarda dövecek  ve şehirden şehire kovacaksınız ki, salih olan Habil'in kanından, ma'betle  mezbah/ kesimhane  arasında öldürdüğünüz  Barahiya oğlu  Zekariyya nın  kanına kadar, yeryüzünde dökülen her salih kan üzerinize gelsin. Doğrusu size derim: Bütün bu şeyler bu neslin üzerine gelecektir."

Demişken hâlâ bunları bize sevdirme çalışmaları neyin nesi?

Arap ülkelerinden hiçbir şey çıkmayacağını adın gibi biliyorsun.

İsrail'in katliamının devamına zaman tanıyorsun.

Arap ülkelerine seyahata çıkmak yerine İsrailli katiller Filistin'i ateşe verirken masum ve mazlumlara Türk filimleri seyrettiren elçini derhal geri çağırsan ve arkasından bir savaş gemisini barış gemisi olarak İsrail açıklarına demirletsen on iki saate kalmaz İsrail teslim bayrağını çeker.

Türk ordusunun gücünün gölgesinin deniz açıklarında görülmesi kanın durmasına yeterlidir.

Görüşme için zor randevu aldığın Amerika Cumhurbaşkanı ile İngiltere Başbakanının Türkiye'yi  ziyarete gelmesi an meselesidir.

Tarafınızdan verilecek cevapları da biliyor gibiyim.

O takdirde bir daha "Bölgenin en saygın ülkesiyiz, BOP başkanıyız" gibi sözleri yalama yapmayınız. Lütfen.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1)

31/12/2008 · Kategori: dini

Kutsal Terör’e : “ ârun aleykum ! ”



Tevratı okuyan, nasıl bir milletle karşı karşıya olduğunu anlar. Kendi kitabını, Kur'an'ı okumaktan acizlenen müslümanlardan bunu beklememiz beyhude gibidir. Utanmaz bir haldeyiz. Kur'an'sız bir hayatın müslümanları ancak ondan uzak durarak olunabilirdi. Bizi Kur'an'dan uzaklaştıranlar bugün bu Gazze terörünü yapanlardır. Osmanlıyı yıkanlar, Gazze'yi bombalayanlardır. Laikliği Ülkeye dayatanlar da bunlardandır. Lozanda bunu bize kabul ettirenler ve edenlerinde müslümanlar olduklarını söylemek safdillikten başka birşey olamaz.

Bu terörün temelleri Basel'de 1879 da atılmıştır. Adolf Hitler'in sağ kolu olan bir Yahudinin marifetiyle, Alman Yahudilerini göçe zorlamak ve İsaril'e gitmelerini sağlanmıştır. 1950-59 yıllarında kuzey Irak'ta yaşayan Kürtleri İsrail'e göçe zorlamak ve ikna olmalarını sağlamak için bombalama olaylarını yapan da Yahudi terörüdür. Sonuçta bu 9 yılda 120 bin Kürt yahudisi İsrail'e göçmüştür.

İsrail'i tanımak için Kur'an'da Yahudilerin özelliklerini iyi okumanız gerekmektedir. Yahudiyi tanıyanlar, Mısır C.başkanıyla tokalaşıp, Başbakan'la da görüşüp saldırıyı yapanların cibilliyetlerini bilmemeleri ayıptır.

Sayın Başbakan onların özelliklerini tarihten ve Kur'an'dan bilmesi gerekir. Sukut-u hayale uğramasına şaşıyorum. Onların Peygamberimizle anlaşmalarına asla sadık kalmadıklarını ve O'nu öldürmek için Müşriklerle işbirliğini gizliden yaptıkları, içerdeki münafıklarla işbirliğinde oldukları ve gizlice fikirler verdikleri bilinmektedir.

İsrail'in katliamlarına ağlayanların hayatlarına dönüp bakmaları gerekir. Hayatımızın her anında, yahudi mallarıyla kuşatılmışlığımız var. Bir Coco Cola'nı Siyonizmi beslediği ve 97 yılının bütün dünyadaki hasılatını İsrail'e hibe ettiği bilinen bir gerçektir. Terör bizim kendimize gelmemize vesile olmalıdır.

Boykot'la en büyük terörün ne olduğunu ümmet anlatmalıdır. İsrail kendi varlığını emperyalist yayılmacılığını kışkırtıcı inancına bağlasa da bu onların sonlarını da hızlandıran bir unsur olacağını görmelidirler.

Kuru protestolarla İsrail boykot edilmiş olmaz. Bütün Siyonist malları boykot edilmelidir. Müslüman ülkeler İsraille diplomatik dille, elçilerin çekerek ve konsolusluklarını kapatarak rest çekmelidirler. Ülkemizde silah anlaşmalarını, bağlantılarını açıklayıp, İsrail'le ilişkilerini askıya aldığını açıklamalıdır.

Büyük İsrail hedefine ulaşmak içintemel araçlarından biri olarak gördükleri şiddetin kökeninde dini metinlerde ki "Kutsal Terör" anlayışı yatar. &

Muharref Tevrat'ın I. Samuel kitabının 15.babda şiddete zemin hazırlayacak düşündürücü ifadeler vardır:

"Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git Amalek'i vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür."

Tesniye kitabı 7.bab da:

"Ve Allah'ın Rab onların senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman, onları tamamen yok edeceksin; kızını onun oğluna vermeyeceksin ve onun kızını oğluna almayacaksın. Çünkü sen Allah'ın Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allah'ın Rab yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti.

Kur'an-ı Kerim'de Maide Suresinin 82.ayetinde Allah (C:C):

"İnsanlar arasında mü'minlere karşı en sert düşman olarak Yahudilerle müşrikleri bulacaksın..." buyurmuştur.

Terörü kutsayan inancın sahiplerine ve Onları dost kabul edip hala ellerini sıkan "Bel'am"lara diyoruz ki:

"ârun aleykum" "ârun aleykum" "ârun aleykum"

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

31/12/2008 · Kategori: dini

Siyonistleeeeer


"Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek, ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek, ve karıları kirletilecek."

Düşünün, bu cümleler kime ait olabilir? Hangi akrep yuvasında doğmuş, yılan zehri emerek büyümüş ve sırtlanlardan eğitim görmüş kişiye ait olabilir?

Korkunç İvan'a  mi ait? Yoksa Hitlere mi? Drakula, Kurt adam, Kazıklı Voyvoda, Vampir'e mi yoksa Hindistan da İngiliz kumaşıyla rekabet eden, Hintli ustaların baş parmaklarını kestiren İngiliz komutana mı ait? (İngilizlerin bu cinayeti için bak: Mehmet Akif Ersoy, Kur'an'dan ayetler ve nesirler sayfa 226 Yüksel Yayınevi 1944 İstanbul)

Hayır, bilemediniz. Bu cümleler şu anda Telaviv'de, Vatikan'da, Newyork'da, Sinagog ve kiliselerde okunan Muharref Tevrat'ın İşaya 13/15-16 bölümünden alınmıştır.

Bunları sağduyuya çağırmak sağduyulu insanlara hakarettir.

Bin Ferhat bir araya gelseler, bir siyonistin taş bağrından bir damla gözyaşı çıkaramazlar.

Bunların merhamet damarları kurumuş.

Bin Kerem bir araya gelse bunların aslının kim olduğunu bilemezler.

Bunlar, kendilerini Firavunun köleliğinden kurtaran Musa aleyhisselama ihanet eden adamlar.

Bunlar, Hz. İsa'yı çarmıha germeye teşebbüs eden ve öldürdük diye bu güne kadar ve de kıyamete kadar peygamber öldürmekle iftihar eden insanlar.

Allah'a verdikleri sözü tutmayan insanlar bize verdikleri sözü mü tutacaklar.

Bazıları beş vakit namazında "Ğayril mağzubi aleyhim/Allahın gazabına uğrayanların yolunu istemeyiz" diye Fatiha suresini okuduğu halde bunları dost ve müttefik kabul ederken Allah'ın haberine kulak tıkadıklarını görüyorken siyonistler, kendi kimliklerini Allah'ın tarif ettiği şekilde ortaya koyunca bizimkilerin "Aldatıldım" numaralarına yatması insanlarımızı ikna etmeyecektir.

Yalnız bize verilen sözler değil, 1948 yılından bu tarafa Birleşmiş Milletler'in gözetiminde veya Avrupa Birliği'nin gözetiminde yapılan hiçbir anlaşmaya uymadığını dünya bilip dururken hâlâ senin başkanlığımda İsrail'in işkencelerini meşrulaştırma başkanlığını sürdürmenin ve sonunda "Aldatıldım" demenin ne anlamı olabilir?

Filistin'de katliam devam ederken, bedevi liderleriyle görüşmenin ne anlamı olabilir?

Adamların bütün paraları Amerika'da Yahudi bankerlerin bankasında yatıyor.

Adamların canını al ama parasını alma.

Bedevi liderler, kendi saltanatlarının devamı için halkının yarısını kendi halkına karşı casus olarak kullanırken seninle neyi niçin görüşsün?

Sen "Son otuz beş yılın en kanlı saldırısı niçin benim dönemimde gerçekleşti?" diye kendine bir soru sormazsın?

İsa aleyhisselam, bunlar hakkında:

"Siz ey yılanlar, siz ey engerek nesli! Cehennem hükmünden nasıl kaçacaksınız? Bunun için işte , size peygamberler, hikmetli adamlar ve yazıcılar gönderiyorum; siz  onlardan bazılarını öldürecek  ve haç'a gereceksiniz; ve bazılarını  havralarda dövecek  ve şehirden şehire kovacaksınız ki, salih olan Habil'in kanından, ma'betle  mezbah/ kesimhane  arasında öldürdüğünüz  Barahiya oğlu  Zekariyya nın  kanına kadar, yeryüzünde dökülen her salih kan üzerinize gelsin. Doğrusu size derim: Bütün bu şeyler bu neslin üzerine gelecektir."

Demişken hâlâ bunları bize sevdirme çalışmaları neyin nesi?

Arap ülkelerinden hiçbir şey çıkmayacağını adın gibi biliyorsun.

İsrail'in katliamının devamına zaman tanıyorsun.

Arap ülkelerine seyahata çıkmak yerine İsrailli katiller Filistin'i ateşe verirken masum ve mazlumlara Türk filimleri seyrettiren elçini derhal geri çağırsan ve arkasından bir savaş gemisini barış gemisi olarak İsrail açıklarına demirletsen on iki saate kalmaz İsrail teslim bayrağını çeker.

Türk ordusunun gücünün gölgesinin deniz açıklarında görülmesi kanın durmasına yeterlidir.

Görüşme için zor randevu aldığın Amerika Cumhurbaşkanı ile İngiltere Başbakanının Türkiye'yi  ziyarete gelmesi an meselesidir.

Tarafınızdan verilecek cevapları da biliyor gibiyim.

O takdirde bir daha "Bölgenin en saygın ülkesiyiz, BOP başkanıyız" gibi sözleri yalama yapmayınız. Lütfen.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

2/12/2008 · Kategori: dini

Adeta küçük bir Ramazan; Zilhicce nin ilk 10 günü

Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi’nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret...



Cemil Tokpınar'ın Yazısı...

Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi’nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir. Maneviyata duyarlı nice mü’min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk geçirir.

Şevval ayında tutulan altı oruç acılı yüreklerimizi bir derece teskin eder. Sanki Ramazan’ın küçük bir uzantısını yaşarız. Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ise, Ramazandaki bol sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta bir “teselli armağanı”dır. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da “Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece.

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam “on gün”

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.

Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin

Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.

Yukarıdaki hadisi destekleyen şöyle bir rivayet daha vardır: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…” (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52)

İbni Abbas'ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:

Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
“Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce'nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.”
Sahabeler, sordular:
“Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?”
Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:
“Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.” (İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)

Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir.

Arefenin yeri başkadır

Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)

Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:
“Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:
“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)

“Keffaret olur”, günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı!

Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir:
“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)

Demek ki, bir günlük arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir.

Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır:
“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”

Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir:
“Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür ve (Arafat’taki hacıları kast ederek) şöyle buyurur:
‘Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.’
Melekler derler ki:
‘Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.’
Allahü Teâla şöyle buyurur:
‘Onları da bağışladım.’

Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azat edilen olmaz.”
Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce'nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce'nin onuncu günü Kurban Bayramı’nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramı’ndan önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı’nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.
Ayrıca Zilhicce'nin sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) “nahr=kurban günü”, ondan sonraki üç güne de “teşrik günleri” denilmiştir.

Bu günlerde kazası olmayanlar, beş vakit namaza ilaveten nafile ibadetlere de ağırlık vermelidirler. Kazası olanlar ise daha çok kaza namazları kılmalıdırlar.

Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?

Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.

Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.

Bugünlerde milyonlarca mü’min haccetmek için mukaddes topraklara gitmiş, kimi Kâbe’yi tavaf ediyor, kimi ağlayarak dua ediyor, kimi Medine’de Ravza-yı Mutahhara’da gözyaşı döküyor, kimi zikir ve dua ile sa’y ediyor, kimi Makam-ı İbrahim’de gözyaşıyla namaz kılıyor, kimi Mültezem’de af için yalvarıyor… Hepsi kendileri ve mü’minler için af, mağfiret, rıza, tevfik ve hidayet istiyor. Arefe günü ise, hepsi Arafat’a gelmiş, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk” sadalarıyla asumanı inletiyor, gözyaşıyla kıldıkları namaz ve ettikleri dua ile Rabbimizin rahmetine sığınıyor.

İşte kendimizi hayalen hacda hissetmek, onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz. İnşallah dua ve ibadetlerimizin hacıların yaptıkları ubudiyete dahil olmasını ümit ederek ibadet edelim.

Şunu da unutmayalım ki, hadislerde verilen müjdelere nail olmak için o günleri nicelik ve nitelik olarak en üst seviyede değerlendirmemiz gerekir. Böylece bambaşka bir halete bürünür, ibadetin hazzını yaşar, inşallah Kurban Bayramı’na affedilmiş olarak girebiliriz.

-“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

- Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. Bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

- Bu on günde beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

On Günlük İhyanın Püf Noktaları

- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:

- Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.

Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.

- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.

- Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere denk getirmeyin.

-Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.

- Öğrenci, memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin.

- İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki “ölü zamanları” değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken, teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları Kur’an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin.

- Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur’an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır.

- Kur’an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır.

- Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin.

- On günün tümünde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün Cuma’ya denk gelse bile yine oruç tutun. Çünkü, başka günlerde tutmaya imkanı olduğu halde Cuma günü tutmak mekruhtur. Öyle bile olsa, mekruh sevabından biraz eksilir demektir, yoksa hiç tutmayan zaten hiç sevap kazanmamış olur.

- Zaman kazanmak için bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın.

Moral Dünyası Dergisi

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

2/6/2008 · Kategori: dini

“Namusu korumak İslam’ın altıncı şartıdır”

Hamburg’dan Fatma Özmen hazırladığı çalışmayı gösteriyor. Nur suresinin, namusu korumanın farz olduğunu anlattığı çalışmasını ilgi ile okuyorum.

Kelime-i Şahadet li, namazlı, oruçlu, haclı, zekâtlı bir müslümanın eksik olup namusunu da korumasının farz olduğunu anlatıyordu.

Bu yüzden namaz kılan bir insanın namusunu koruyamadığını duyunca; hem dindarlar hem de dinden uzaklar çok şaşırıyor.

Çünkü zina, Allah’ın kitabında kesin yasak. “Zina eden bir erkek, zina eden bir kadın veya puta tapan bir kadından başkasını nikâh etmez. Zina eden bir kadın da zina eden bir erkek veya puta tapan bir erkekden başkasını nikâh etmez…”

Böylece zina yapanların, temiz insanlara eş olamayacağı bildirilmekte. Gerçi ayetleri değil gelenekleri dinleyen kimi ebeveyn için, erkek evladı geneleve uğrayıp cinsel eğitim almadan evlilik yapamaz kanısı hâkimdir.

Ya da ailesinin zina yaptığını kesin bilmesine karşın, “ o erkektir, bir şey olmaz” deyip oğlunu temiz kızla evlendirmesi o kadar yaygındır ki.

Oysa ayeti kerime, ölçüyü koymuş; zina yapanın dengi “zani” dir diye. Ancak tevbe ederlerse, geçmişlerine bakılmadan nikâhları sahih olur.

Zina iftirası atanların azaplarla anıldığı Nur suresi, Hz. Aişe’ye atılan iftirayı da ele almakta: “Şüphesiz(Hz. Aişe ye)iftira getirenler sizden bir topluluktur. Siz onu(iftirayı) sizin için bir şer sanmayın. Tam aksine o sizin için hayırdır. Onlardan herkese günahdan kazandığı vardır. Onlardan iftiranın en büyüğünü idare edene de büyük azab vardır.”

Bir gazveden dönerken, Rasulullahın yanında Hz. Aişe annemiz de vardı. Peygamberimiz, eşini sefere götürecek kadar ailesine çok değer vermekte idi. Aişe annemiz, bir ihtiyaç için kafileden ayrılır. Döndüğünde kervan gitmiştir. Kendisi zayıf olduğundan devenin üzerindeki hevdecini yükleyenler, içinde olup olmadığını anlayamazlar.

Konaklama yerinde beklersem beni bulmaları daha kolay olur düşüncesi ile orada durur. Kafilenin arkasından gelip, güvenlik ve intizamla görevli Safvan, müminlerin annesini tek başına kalmış görünce, devesine alır, kafileye ulaşırlar.

Dedikodu kazanı da kaynar. Bu fotoğrafı en kindar gözlerle çeken münafıklar için Hz. Aişe kötülük yapmıştır. Peygamber ailesi çok üzülür. En fazla Hz. Aişe ıstırap duyup, hastalanır. İşte bu ayet, bu olay üzerine gelir ve Hz. Aişe nin masumiyetini onaylar.

Bence en can alıcı ayet-i Kerimelerden biri de: “Müminler arasında fuhşun yayılmasını isteyenlere dünyada da, ahirette de acıklı azap vardır. Allah her şeyi bilir, siz bilemezsiniz”

Medyanın, gazete ve televizyonların yönetimlerini ellerinde bulunduranların bu ayetin muhatabı olduklarını hiç unutmamaları gerekmekte.

Zira haber portallarındaki porno haberlerle, gazetelerin arka sayfa güzelleri ile televizyonların erotik gösterileri ile milyonlarca insanımızı fuhuş bataklığına çektiklerinin hesabını nasıl verecekler.

Rabbimiz bu tıynetsiz kafaları defalarca uyarmakta, bakalım uyanabilecekler mi: “Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa şüphesiz o fuhşu ve kötülüğü emreder…”

“Müminlere söyle gözlerini (haramdan)sakınsınlar ve namuslarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.”

İşte ideal bir topluma ulaşabilmek için gözlerden başlayan bir arınma eylemi. Önce, trene bakarcasına insanlar birbirlerini seyretmek gibi kaba davranıştan vazgeçmeliler. Sonra namuslarını korumalılar. Sadece ahiret için değil, dünya için de namus önemli, 2. Dünya Savaşı’nda namusunu koruyamayan Fransız kadınları ile hâlâ alay edilmekte.

“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini (haramdan) sakınsınlar, namuslarını korusunlar ve zinetlerini açmasınlar…”

Burada zinetten kasıt, kadın vücudunun açılamayacığıdır.

Tesettürün ne kadar mühim bir sosyal denge unsuru olduğu günümüzde iyice anlaşılmakta.

Genç güzel, zayıf, uzun boylu özellikleri taşıyan kadınların sadece karşı cinse eziyet etmeleri ile de kalmıyor açıklık hastalığı. Şişman, kısa, çirkin, yaşlı kadınlar, toplumun ilgisini üzerine çekenler yanında iki kere daha hüzünlenmekte. Erkek dünyasının beğenisini kazanmış endamlar, hemcinslerine acı vermekte. Kaldırımlara bakıyorum da ilahi adalet ne kadar uygun işlemiş. Gençlik yaşını sınırlamış.

Ya ölünceye kadar bir insanın vücudu yaşlanıp, kırışmasa idi; kim bilir ne kötülükler olup, insanlar daha fazla açılıp saçılacaktı.

Yaşlı ve kırışmış vücudunu sahibine saklatarak, o ilahi denge ne harika tedbirler almış.

“…Dünya hayatının geçici malını elde etmek için namuslu kalmak isteyen kızlarınızı(cariyelerinizi)fuhşa zorlamayın…)

Günümüz aç gözlü, vahşi, doyumsuz zihniyetinin; sırf zenginleşmek için, köleleştirdiği kadınlarla fuhuş ticareti yapan zombilerini, Rabbimiz nur mektupları olan Kur’an-ı Kerim ile uyarmakta.

“Sizden bekâr olanları… Evlendirin”

Temiz evliliklere yardım ederek, toplumun temiz kalmasına destek veren imkân sahipleri ancak, Rabbimizin muhabbetini kazanabilecektir.


Mine Alpay Gün

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

20/5/2008 · Kategori: dini

Din düşmanlığı CHP’nin şaşmaz karakteri mi?

Din düşmanlığı CHP’nin şaşmaz karakteri mi?
Din düşmanlığı CHP’nin şaşmaz karakteri mi?

Bu haddini bilmez adam, CHP Genel Sekreteri Önder Sav. İşte bu Önder Sav, Ankara Elmadağ’da hacca gitmek istediğini söyleyen bir vatandaşa öyle sözler söylüyor ki, burada aktarırken bile utanç duyuyorum.
Önce ‘Boşver, Araplara para kaptırma’ diyerek vatandaşı vazgeçirmeye çabalıyor. 80 yaşındaki Mustafa Ünal, ‘Bir ayağım çukurda ne yapayım’ diye ısrar edince, şu çirkin sözleri sarfediyor:
‘Bakarsın orada Muhammed bırakmaz seni, buraya göndermez. Sen yine şey yapma.’
Bu kadar terbiye özürlü. Bu kadar kendisini kaybetmiş. Bu kadar milletinin değerleriyle kavgalı.
Bu saygısızlığa, bu küstahlığa, bu haddini bilmezliğe, camilerin tekel deposu yapıldığı günlerin özlemiyle yanıp tutuşan tek parti özentisi kafaya, Kainatın Efendisi’ne dil uzatmaya cüret eden bu zavallıya ne söyleyelim ki.
İşine gelince İmam Ebu Yusuf’tan fetva arayan, modern müctehid pozlarına bürünen Deniz Baykal!
Şimdi söz sende.
Partinin ikinci adamı, ağza alınmayacak çirkinlikte sözler sarfediyor.
Peygamber Efendimiz (sav)’le haşa, dalga geçiyor. Kendisini adam sayıp derdini anlatan 80 yaşındaki bir insanla alay ediyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal.
Bu adama haddini bildirmek öncelikle size düşüyor. Siyaset gelir geçer. Partiler bugün olur yarın olmaz.
Ne o koltuklar size kalır, ne bu köşeler bize.  Bu adama hesap sormak sizin sorumluluğunuz.
Eğer bunu yapmazsanız, o çirkin sözleri onaylayan Genel Başkan olarak sizi buraya not edeceğim.
Bekliyorum…
(NASUHİ GÜNGÖR /STAR)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »