~*~~*~~*~~*~~*~~*~

Peygamber Efendimiz (s.a.v)
işin yazılmış
en güzel
şiir!
Nurullah Genç ve İskender Pala'nın
sesleriyle
dinlemek
isterseniz tıklayınız...

Vareden'in adıyla insanlığa inen
Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden
arındırır bir Yağmur
Kutlu bir
zaferdir bu ebabil dudağından
<******>******>
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir
kainat
Yıllardır bozu bulanık suları
yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an
düştü
Değişti hayel koskum, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle
donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür
Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o
mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeyş kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına
dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım
adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da
ben olsaydım
Yağmur, gülsenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık
içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların
ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu,
pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı
çatlayan gönüllerin
Sükûtu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa
gün saydım
Bir cezir yasadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir
nakış da ben olsaydım
<******>******>
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can
düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son,
avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser
maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri
işitirler Hira'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin
secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahinin hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında
dursaydım
O mücella cehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış
da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu;
fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler
deldi hicabın perdesini
istiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan
ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir
şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakulunu
On asırlık ocağın
savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir
fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan
bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü;
han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftûn ve hayran,
sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
<******>******>
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi
biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne
kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda
feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir
yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan
düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor;
hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum
taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin
doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi
altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en guzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben
olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan
yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara
kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından pusküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar
bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel
gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam,
ölümsüzlüğü billûr dudaklarından
Madenî arzuların ardında seyre
daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
<******>******>
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
şehirler kabus dolu; köylere duman
düştü
Tersine döndü her sey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı
elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bagrımda büyüyen bir
yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri;
beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde
olur sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de
ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan
düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum
olunca gönül
Yuzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor
gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir
yıldızı süslüyor göklerinde
Sumeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan
resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası
gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar uryan
düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
<******>******>
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan
düştü
Islaklığı sanadır ahimin, efgahimin
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri
efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle
donuyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı
adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de
ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine
olumsuz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm
noktasında aklıma Rahman düştü
Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak
mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir
sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle
dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıçın
Kabzasında bir dirhem
gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasında heyhat, su-i zan
düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar
yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni
özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
<******>******>
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da
ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da
ben olsaydım
Senin için görulen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni
bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep
seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir
dirhem gümüş de ben olsaydım
Bu şiir ile 1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif
Büyük Ödülü sahibi olmuştur.

MuHaMMeD
TaLHa MiRZa
"Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen
(insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."
(FURKAN SURESİ
/ 57)
"İmkanım yoktu deme, kendine doğruyu söyle. "Üşendim" de...
"Tembellik ettim" de... "Canım istemedi" de... "Yapmak içimden gelmedi " de...
"Hiç değilse yattım" de... ne dersen de ama
<******>******>
"imkanım yoktu" deme... İMAN
EN BÜYÜK İMKANDIR."
"Sana kul olmak tüm esaretlerden uzak olmak Ya Rab...
Bilmeyi ve
anlamayı aklımın ve kalbimin renkleri kıl...
Senin boyanla
boyanmak diler bu cân..."
"Rabbim, sana, bana verdiğin her halimle
geldim,
bir kere yüz
çevirip gelme demedin...
Rabbim isterimki "gitme" de, isterimki yanından hiç
gitmeyeyim..."
~*~~*~~*~~*~~*~~*~
http://groups.google.com/group/gencdusunur
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!